18 Haziran 2013 Salı

yurtdışındaki yazar ve akademisyenlerden hükümet'e "göstericilere baskı uygulamaktan vazgeç" çağrısı

June 17, 2013

International Intellectuals Call on the Turkish Government to Desist from its Repression of Popular Protest

We deplore the recent crackdown of the Turkish government on its own citizens, the clearly unjustified use of tear gas, acts of force, gas canisters and smoke bombs that have resulted in a vast number of injuries, imperiling the lives of those who seek to exercise their basic freedoms of assembly and protest.  This assault of the Turkish government on its own people constitutes an attack on democratic principles and a departure from legitimate methods of governance  -  we unequivocally oppose such tactics of intimidation and state violence.  In the name of democratic principles, we call upon the Turkish government to cease these violent actions immediately.  We affirm the aims of the popular resistance to the privatization of public space, to the growing authoritarian rule dramatically instantiated by this objectionable display of state violence, and the preservation of public rights of protest. We call upon the government to (a) stop the beating of all protesters and those in the media who seek to represent their point of view, including lawyers and journalists; (b) cease obstructing access to medical care for the injured; (c) put an end to the practice of unlawful detention and sequestering of protesters, medical personnel and legal counsel and (d) facilitate access to medical care and legal representation for those injured by the police.  We call for the immediate end to this appalling state violence and we reaffirm the rights of popular dissent and resistance, the right to have access to a media uncensored by governmental powers, and the right to move and speak freely in public space as preconditions of democratic life.

Signed:

Tarik Ali, author and editor, New Left Review, UK
Tewfik Allal, Président du Manifeste des Libertés, France
Etienne Balibar, Universite Nanterre, France
Rosi Braidotti, Utrecht University, The Netherlands
Wendy Brown, University of California, Berkeley, USA
Judith Butler, University of California, Berkeley USA
Margaret Brose, University of California, Santa Cruz
Alex Demirovic, Technische Universitat Berlin, Germany
Lisa Duggan, New York University, USA
Cynthia Enloe, Clark University, USA
Eric Fassin, Universite Paris – 8,France
Michel Feher, Director, Zone Books, France
Alfredo Saad Filho, United Nations and SOAS, UK
Nilufer Gole,  Ecole des Hautes Etudes, France
Siba N Grovogui, Johns Hopkins University, USA
Ilker Ataç, University of Vienna
Hannes Lacher, York University, Canada
George Liagouras, University of the Aegean, Greece
Michael Lowy, CNRS, France
Adam David Morton, University of Manchester, UK
Matthieu de Nanteuil, Universite de Louvain, Belgium
Ravi Palat, State University of New York, Binghamton, USA
Hugo Radice, University of Leeds, UK
Josep Ramoneda, journalist and philosopher, Spain
Miranda Schreurs, Freie Universitat Berlin,  Germany
Stuart Shields, University of Manchester, UK
Daniela Tepe-Belfrage, University of Sheffield, UK
Eleni Varikas,  Universite Paris 8, France
Hayden White, Stanford University, USA
Paul Zarembka, University of Buffalo, USA
Slavoj Zizek, Ljubljana, Slovenia

14 Haziran 2013 Cuma

gezi parkı ile ilgili hukuki süreç..

TAKSİM GEZİ PARKI KORUMA VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİ
KAMUOYUNA DUYURU
12.06.2013

Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği’miz parkın üzerine inşa edilmesi planlanan binaya karşı, bugüne dek yüz yirmi bin imza toplanmış imza kampanyasının yürütüldüğü sırada ve bu kampanyayı bilfiil devam ettiren bireyler tarafından kurulmuştur.
Derneğimizin amacı, adında açıkça ifade edildiği üzere; şehrin merkezindeki son büyük yeşil alan olan Taksim Gezi Parkı’nın mevcut ekolojik yapısını korumak ve insanlarımızın doğa ile bütünleşmesine kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlerle bir katkıda bulunmaktır.
Derneğimizi kurar kurmaz ilk etkinlik olarak 13 Nisan 2013 tarihinde geniş katılımlı bir müzik şenliği düzenledik.
21 Nisan Dünya Günü’nü düzenlediğimiz spor ve sağlık etkinlikleriyle kutladık.
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda ise, Parkta bu kez çocuklarımız ve aileleriyle oyunlar oynayarak, Gezi Parkı’nı bir oyun alanı olarak yaşadık.
Bunlar derneğimizin güzelleştirme çalışmaları olarak sürerken, diğer yandan da Parkın üzerine yapılması planlanan inşaat projesi ile ilgili hukuki prosedür devam etmekteydi.

Bu prosedür çerçevesinde mimar, şehir plancısı, sanat tarihçisi, peyzaj mimarı gibi kültürel mirasın korunması konusunda uzman kişilerden oluşan İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu 11 Aralık 2012 tarihinde verdiği kararla: “Bu alanda günümüzde mevcut olmayan, mimarı ve yapım yılı dahi bilinmeyen Topçu Kışlası’nın planlarının ve yapım detaylarının da ortada olmadığı; bu sebeple binanın yeniden yapımının mümkün olamayacağı; bu bina yıkıldıktan sonra yerinde yaşamaya başlayan Parkın 60-70 yıllık kullanım değeri ile tarihe belgelik eden bir nitelik kazanmış ve İstanbulluların kolektif belleğinde yer etmiş olduğu” nedenleriyle projeyi gerekçeli ve hukuka uygun olarak reddetti.

Bu karara yapılan itiraz üzerine toplanan Kültür Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu 27 Şubat 2013 tarihinde “avan projenin uygun olduğu” iddiasıyla İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun kararını iptal etti.

Derneğimiz tüzüğüne ve amacına uygun olarak; İdarenin bu hem gerekçesiz hem de maksat unsuru yönünden sakat, yani kamu yararına bariz bir şekilde aykırı olan bu işleminin iptali için 27 Nisan 2013 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi’ne başvurmuştur.

Konu ile ilgili hukuksal süreç bu şekilde ilerlerken, 27 Mayıs Pazartesi akşamı Derneğimizin Gezi Parkı’nda yaptığı haftalık olağan toplantısı sonunda dernek üyeleri evlerine dağılırken, Parkın Divan Oteli’ne bakan istinat duvarının, önündeki ağaçlarla birlikte kepçeyle imha edilmekte olduğunu görmüşler, derhal ve haklı olarak bu hukuka aykırı müdahaleye itiraz etmişlerdir.

28 Mayıs sabahında Derneğimiz Gezi Parkı’nda 27 Mayıs gecesi kaçak bir şekilde yapılan ihlali İstanbul II Numaralı Koruma Kurulu’na yazılı olarak bildirmiş, Kurul’u göreve çağırarak tahribatı önlemesini istemiştir. Hakkında hukuki sürecin devam etmekte olduğu parkın varlığına yönelen, geceyarısı kaçak olarak yapılan bu hukuksuz müdahale hakkında, tüm çabalarımıza rağmen kamu otoritelerinden hiçbir açıklama gelmemiştir. Devam eden günlerde kolluk kuvvetleri bu kaçak inşaatın devamını sağlamak üzere sert tedbirler almış, parklarını bu kaçak ve hukuka aykırı yıkımdan korumak için biraraya gelen insanlara karşı giderek artan bir şiddet uygulamış, dağıtmaya çalışmış, neticesinde 31 Mayıs sabahı park tamamen boşaltılarak polis barikatıyla ablukaya almıştır.

Kamuoyunda 2. Şafak operasyonu olarak adlandırılan bu operasyon neticesinde bir vatandaşımızın öldüğü ve yüzlerce vatandaşımızın da yaralandığı haberinin gelmesi üzerine, davamızın görüldüğü İstanbul 6. İdare Mahkemesi’ne aynı gün derhal başvurulmuş, mevcut sosyal ve trajik gelişmeler göz önüne alınarak ve olayların daha da büyümesine mani olabileceği saikiyle bir “yürütmeyi durdurma kararı” talep edilmiş, talebimiz Sayın Mahkeme tarafından da kabul görmüş ve yürütme durdurulmuştur.

Yürütmeyi durdurma kararı ile parkın hukuken dokunulmazlığının sürmesi sağlanmış, ve parklarına sahip çıkma amacıyla bir araya gelmiş halkımızın endişelerinin giderilmesi amaçlanmıştır.

Derneğimiz Anayasa, Dernekler Kanunu ve ilgili sair kanunlar çerçevesinde kurulmuş ve yaşamakta olan bir tüzel kişiliktir. Taksim Gezi Parkı’nın hayatına kasteden, bilime ve akla aykırı bu ve benzeri projeler karşısında yalnızca ve sadece hukuk çerçevesindeki mücadelesine devam edecektir. Derneğimiz, Hukukun üstünlüğüne inanmış ve muhatap olarak yalnızca bağımsız Türk Mahkemeleri’ni kabul etmiştir.

Son olarak ve bir kere daha konunun Sayın İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nde halen yargılama aşamasında olduğunu; bu konuda beyanda bulunurken yargıyı etkileyebilecek açıklamalar yapmaktan kaçınmak gerektiğini ve Mahkeme tarafından verilmiş 31 Mayıs 2013 tarihli kararın mevcudiyeti sayesinde Gezi Parkı’ndaki hayatın hukukun güvencesi altına alınmış olduğunu hatırlatmak isteriz.

Bu hususun konunun tarafı olan Yürütme tarafından kabulünün ve süratle beyan edilmesinin, zedelenen adalet duygusunun tamiri için gerekli olduğunu önemle arz ederiz.

TAKSİM GEZİ PARKI KORUMA VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİ

31 Mayıs 2013 Cuma

taksim dayanışması basın açıklaması

Tüm gün ve gece boyunca Taksim Gezi Parkı’nda her yaş ve gruptan 50 bin kişinin barış içinde şarkılar söyleyerek, film izleyerek, kitap okuyarak katıldığı protestoya polis sert bir şekilde müdahale etti. Parkta bulunanlara park içinden ve caddeden tazyikli su ve gaz bombaları ile iki yönlü ani bir müdahalede bulunuldu ve orada bulunan insanlar acımasızca dağıtıldı. İnsanlıkdışı bu müdahale sonucunda parkta bulunan bir çok arkadaşımız yaralandı ve hastaneye kaldırıldı.  

Bu sırada parkta bulunan Milletvekilleri, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Valiliğe ulaşmaya çalıştılar fakat bir muhattap bulunamadı. Polise doğru görüşmek üzere müdahale öncesi yönelen arkadaşlarımız ve vekillerin arasından çıkan maskeli 4 kişi polislere şişe ve taş atarak polis müdahalesi ile koşarak polislere doğru yöneldi ve aralarında kayboldu. Provakatör olduğunu düşündüğümüz bu kişiler, Taksim Dayanışması bileşenlerinden herhangi birine üye değildir. Polis kayıtları bu kişilerin tespitini yaparak provakasyonu gerçekleştirenleri açıklamalıdır. Taksim Gezi Parkı protestosu, kurgulandığı çok net olan bir provakasyonla sona erdirilmiştir. Gün içinde Taksim Dayanışması tarafından yeni bir açıklama daha yapılacaktır.



Taksim Gezi Parkında polis tarafından, barış içinde şarkı söyleyen insanlara yapılan acımasız ve insanlık dışı müdahaleyi kınıyoruz.



Taksim Dayanışması

29 Mayıs 2013 Çarşamba

tmmob istanbul şubesi'nin 3. köprü'ye ilişkin açıklaması


3. KÖPRÜ: BİR CİNAYETİN ANATOMİSİ



29 Mayıs 2013… İstanbul`un sermaye tarafından fethedilebilmesi için her türlü yolun mubah ilan edildiği tarih. Billboardlar, reklam panoları bugün İstanbul`un son kalan orman alanlarını, belki de son kez arka planına alarak 3. Köprü`nün müjdesini veriyorlar. Son kez… resimlerde kalan.

İnsana, doğaya, kente, yaşama dönük saldırganlığın sınır tanımaz boyutlara ulaştığı bir dönemi yaşıyoruz. 3. Köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul, Yeni Şehir gibi hiçbir üst ölçekli plan kararına uygun olmayan, yaşayanların gereksinimleri ile uzaktan yakından alakası bulunmayan ve bundan sonra İstanbul`da yaşayacaklar için temiz hava ve suya erişebilmeyi imkansızlaştıracak projelerin en önemlisinin temeli atılıyor bugün.

Evet, vakti zamanı ile 1. ve 2. köprüye de karşı çıkmıştık. 3.süne de karşı çıkıyoruz. Bu köprünün kentin kuzeyinde yeni imar hareketleri yaratacağını biliyoruz. Tüm bilimsel araştırma ve çalışmalarımızın yanı sıra gazete ve dergilerdeki emlak ilanlarından bile bunu takip edebiliyoruz. 2. Köprü yüzünden kaçak ve plansız gelişen, daha bugünden kentsel dönüşüme malzeme olan, orman ve tarım alanlarını, su havzalarını tahrip eden kentleşme süreçlerini bir kez daha yaşayacağımız günlerin perdesini aralıyoruz.

Oysa Başbakan Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı iken, 27 Nisan 1995 tarihinde verdiği demecinde: "Üçüncü köprü bir cinayettir. Böyle bir teşebbüs İstanbul`un çağdaş kentleşmesi ve şehir içi ulaşım sistemi için ölümcül sonuçlar doğurur" diyordu. Yaklaşık 20 yıl sonra, sözünün arkasında bir iktidar ile İstanbul`a karşı işlenen cinayetin tanıkları konumundayız.

Oysa yıllardır ortaya koymaya çalıştığımız gibi, yapılan köprüler ulaşım sorununu azaltmadığı gibi aksine kendi trafiklerini yaratarak araç sayısını, trafiği, hava kirliliğini daha da çok arttırdı. Karayolu ağırlıklı ve özel araç sahipliğine dayalı taşımacılılık mevcut sorunları çözmek yerine daha da içinden çıkılmaz bir hale soktu. İstanbul`un dokunulmaması gereken doğal yaşam alanları inşaat sektörünün himayesine terk edildi.

Birçok kez söyledik, tekrara düşüyoruz: Kurulacak yeri bile yıllarca bir türlü kesinleştirilemeyen 3. köprü projesi bilimsel verilere ve kentin gerçek gereksinimlerine açıkça aykırıdır. Karayolları Müdürlüğü‘nün etüt raporunda "uygulanabilir görülmeyen" bu proje ile kentin kuzeyine 7,3 milyon ek nüfus çekilecektir. Boğazlardaki transit taşımacılık, toplam boğaz geçişinin sadece ortalama % 3`ünü oluşturur ve bu türlü taşımacılığa dair deniz ve demir yolları olanakları çok daha rasyonel iken Türkiye`nin en önemli yatırımlarından birini bu gerekçeyle meşrulaştırmak inandırıcılıktan son derece uzaktır.

İstanbul kentinin ulaşım sorunlarını yeni köprüler çözmeyecektir. Yapılması gereken, sermayenin değil İstanbul halkının ortak çıkarlarını ve kamu yararını gözeten, doğal ve tarihsel çevrenin korunduğu, halkın demokratik katılımını esas alan bir planlamayı acilen hayata geçirmektir.

Bizler; İstanbul`u savunmaya, daha yaşanabilir kılmaya ve en önemlisi çocuklarımıza, torunlarımıza güzel bir şehir bırakmaya gönül vermiş insanlar; uzun süredir 3. Köprü`nün yapımını durdurmaya çalışırken, bir yandan da bu yağmanın ormanlarla sınırlı olmadığını vurgulayan, kentteki tüm ranta konu olmuş alanları doğadan, bilimden, insandan yana savunmaya çalışanlar; çözümü ucuz, nitelikli, erişilebilir toplu taşımada, demokratik ve kamu yararı odaklı bir planlamada arayanlar;  29 Mayıs 2013 tarihinde, tüm bu rant hırsıyla temeli atılan projelere karşı inadına yaşamı ve bilimi savunacağımızı tekrar dile getiriyoruz.





3. KÖPRÜ YERİNE YAŞAM PLATFORMU
Sekretaryası
TMMOB Şehir Plancıları Odası, İstanbul Şubesi

23 Mayıs 2013 Perşembe

üniversite dayanışma platformu'ndan, üniversitelere polis yerleştirilmesi kararına tepki


Sayın Basın Mensupları,
İçişleri Bakanı Muammer Güler, Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla Üniversitelerden özel güvenliğin çekilerek yerine polis gücünün gelmesi  için bir yasal düzenleme hazırlığında olduğunu bildirdi. Emniyet’e bağlı olarak çalışacak bu koruma memurlarının ilk etapta sayıların 10.000 olacağı ve lise mezunlarından seçilecek adayların 6 aylık bir kısa eğitimden sonra özel güvenliğin yerini alacağını bildirdi.

Silah ve biber gazı kullanma yetkisinin de verileceği bu koruma memurları tıpkı polis gibi üniversitenin her yerinde polis kıyafetleriyle görev yapabilecekler.

Üniversite özerkliğin tartışıldığı ve özgür bilim yuvası olma özelliğini giderek yitiren üniversitelere polis gücünün gelmesiyle beraber akademik çevrenin baskı altına alınması, fişleme işlemlerinin sistematik hale gelmesi ve baskı ve korku iklimin yaratılması daha da kolaylaşacaktır.

Biz ÜNİVERSİTE DAYANIŞMA PLATFORMU olarak dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde olmayan bu antidemokratik düzenlemeye HAYIR demek için 23 Mayıs Perşembe günü saat 12:30’da İSTANBUL TABİP ODASI’nda bir BASIN AÇIKLAMASI yapacağız.
Basın açıklamamıza yazılı ve görsel basını davet ediyoruz.

Saygılarımızla
Üniversite Dayanışma Platformu Eşgüdüm Kurulu

23 MAYIS 2013, 12.30
İSTANBUL TABİP ODASI 4. KAT SEVİNÇ ÖZGÜNER SALONU,
CAĞALOĞLU-İSTANBUL

5 Nisan 2013 Cuma

cumartesi anneleri yarın 419. kez talat türkoğlu için toplanıyor..


KAYIPLARIMIZI İSTİYORUZ!
(419. Kez Galatasaray’dayız.)

Gözaltında kaybetmek bu topraklarda sistemin muhaliflerini ortadan kaldırmak için uyguladığı bir yöntem oldu. Yalnız OHAL bölgesinde değil, Edirne’den Kars’a kadar geniş bir coğrafyada bu insanlık suçu işlendi.
45 yaşındaki Talat Türkoğlu siyasi kimliği nedeniyle 4 kez gözaltına alındı, tutuklanıp yargılandı, yıllarca cezaevinde kaldı.
29 Mart 1996’da annesini ziyaret etmek için otobüsle İstanbul’dan Edirne’ye gitti. Annesine ve telefonda konuştuğu eşine İstanbul’dan Edirne’deki evin kapısına kadar  sivil polisler tarafından takip edildiğini söyledi.
1 Nisan 1996’da İstanbul’daki evine dönmek üzere Edirne’den yola çıkan Talat Türkoğlu’ndan  bir daha haber alınamadı.
JİTEM mensubu  Kasım Açık, Talat Türkoğlu’nun Edirne yakınlarında bulunan Çadırkent’te   Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın başında bulunduğu  polisler, askerler ve itirafçılar tarafından sorgulandığını itiraf etti. Talat Türkoğlu’nun eşgal  ve  giysi bilgilerini  eksiksiz veren Kasım Açık onun  Murat Demir ve Murat İpek isimli JİTEM mensupları tarafından öldürülerek cesedinin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi.
Ailenin ve İnsan Hakları Derneği’nin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Devlet, 17 yıldır Talat Türkoğlu’nun gözaltına alındığını inkar etmeye devam ediyor…
419.buluşmamızda Türkoğlu Ailesi ile birlikte “Talat Türkoğlu’nun 17 yıldır gizlediğiniz akıbetini açıklayın, faillerini yargılayın!” diyeceğiz.
Sizi de kırmızı bir karanfille Cumartesi Anneleri’ ni desteklemeye çağırıyoruz.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
Gözaltında Kayıplara karşı Komisyon

Tarih : 6 Nisan 2013 (Cumartesi)
Saat  : 12:00
Yer    : GALATASARAY MEYDANI

7 Mart 2013 Perşembe

kapatılmak istenen vakad'dan açıklama: derneğe hırsız girdi sanıyorduk, meğer polismiş



“Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun” Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onanmasının ardından Van’da kapatma davası açılan on dernekten biri olan Van Kadın Derneği (VAKAD) bugün bir basın açıklaması yaptı.

Dernek merkezinde yapılan açıklamada “Van Kadın Derneği asılsız iddialarla yazılmış bir davaname ile bu sene 8 Mart’a kapatma davasıyla giriyor!” denildi.

Van Kadın Derneği’nin bağımsız bir dernek olduğunun altını çizen VAKAD’lı kadınlar, “Hiçbir örgütün himayesi altında değiliz” dediler.

Kadınların bağımsızlığından yana olduklarını belirten VAKAD’lı kadınlar aynı zamanda derneklerinin de bağımsız olduğunun altını çizdiler. Derneğin bugün yaptığı basın açıklaması şöyle:


“26 Şubat günü basından öğrendik ki VAKAD’ın da içinde bulunduğu 10 derneğe Van Cumhuriyet Savcısı Canip Cihangir tarafından kapatılma davası açılmış. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün yaptığı “araştırmalar” neticesinde derneğimizin “PKK/KCK sistemi içerisinde yer aldığı, dernek konteynırında yapılan aramada elde edilen dokümanların incelenmesinde, bahse konu dokümanlarda alınan notların ilimizde meydana gelen deprem felaketi nedeniyle yapılan yardım kampanyaları ile ilgili olduğu, yardımların terör örgütü PKK/KCK adına örgütün propagandasını yapmak amacıyla insanlara dağıtıldığı, halkın örgüte olan sempatisini ve güvenini artırmanın amaçlandığı” iddia edilmiştir.”

Van Kadın Derneği bağımsız bir dernektir

“VAN KADIN DERNEĞİ kuruluşundan beri bağımsızlığını vurguluyor. Tanık olanlar biliyor, bilmek istemeyenler duymazdan geliyor. Bizler hiçbir hükümetin, hiçbir siyasi partinin, hiçbir kamu kurumunun, hiç bir örgütün görüşleri etrafında, talimatları ışığında, kararları altında hareket etmeyiz. Bizler farklı politik görüşleri, dini inançları, cinsel yönelimleri, kültürü ve etnik kimliği olan kadınlarız. Bizi bir arada tutan kadınlığımız, farklılığımız, bağımsızlığımız ve şiddetsiz yaşam idealimizdir. Bağımsız duruşumuz bizi her zaman mücadeleye zorladı. Bağımsızlığımız bizim ötekileştirilme nedenimiz oldu.”

Yapılan yardımların listesi elinizde; okuyun!

“Evet deprem sonrası elimizden geleni yaptık. Devlet, yardımları depolarda günlerce bekletirken, yardım malzemeleri depolarda çıkan yangınlarda yanıp yok olurken, yazlık çadırlarda çocuklar yanarak ya da soğuktan ölürken biz elimizden geleni yaptık. Haklısınız örgütlüydük. Tüm Türkiye’de örgütlüydük. İnsanlık örgütlüydü. Ülkenin her yerinden insanlar kutular içinde yolladılar insanlıklarını. Kimler ne yolladı, listesi elinizde. Okuyun. Köy köy gidildi VAKAD üyeleriyle ve Van dışından yardıma koşan onca dostla. Kimler geldi yardıma? Listesi elinizde. Okuyun. Hangi köye hangi mahalleye gidildi, kime ne eşya verildi? Listesi elinizde. Okuyun.”

Biz hırsız girmiş sanırken gizlice polis girmiş!

“3 Mayıs günü derneğimizin konteynırında arama yapılmış. GİZLİCE. Kapımız zorlanmadan açılmış ve kilitlenmiş. Biz hırsız girmiş sanırken 1 yıl sonra davanamenizden okuyup öğreniyoruz ki, dernek konteynırımıza polis, bizim haberimiz olmadan girmiş. Bir ajanda, bir not defteri, bir kedi takvimi, deprem süresince beraber çalıştığımız kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin olduğu telefon listesi ve bir arkadaşımızın nüfus cüzdanı alınmış.”

Hakkımızda hiçbir delil olmadan açılmış olan dava mahkeme tarafından reddedilmeli!

“Peki ne var o defterlerde? Depremle ilgili yürütülen çalışmalar. İddianamenizde de yazılı bu. Peki bu çalışmaların içinde herhangi bir örgütün, siyasi düşüncenin propagandası var mı? Yok. Peki, nerden çıktı bu propaganda meselesi? Gizli tanıktan. Peki, ne diyor gizli tanık? VAKAD’la ilgili hiçbir şey. VAKAD’ın adı dahi geçmiyor gizli tanık ifadelerinde. Kime? Ne zaman? Nerede? Kim tarafından nasıl propaganda yapılmış? Bizler adalete güvenmek istiyoruz, mülkün temeli budur! Hakkımızda hiçbir delil olmadan açılmış olan davayı kabul etmiyor ve mahkeme tarafından reddedilmesini istiyoruz.”

VAKAD’ı kriminalize edenlerden şikâyetçiyiz

VAKAD’lı kadınlar derneklerine gizlice giren kişi veya kişilerden şikâyetçi olacaklarını söylediler. “Kadınlara ait özel bilgileri davanamede ifşa edenlerden şikâyetçiyiz. VAKAD’ı kriminalize edenlerden şikâyetçiyiz.”

Bağırmazsak teker teker susturulacağız!

“Bu dava bugün VAKAD’a açıldı. Fakat biliyoruz ki yargı, hükümet politikalarından destek alarak kadın hareketini kuşatmaya başladı. Sesimizi çıkardıkça sesimizi kısmaya çalışıyorlar. Bugün VAKAD’ın sesini tamamen kapatmaya niyetlendiler. VAKAD kurulduğu günden bu yana bağımsız feminist, antimilitarist söylemler geliştirdi. Bu söylemler karşısında önce yok sayıldı, daha sonra karalama kampanyalarının öznesi haline getirildi. Başaramadıklarında da sistemli bir şekilde marjinalize edildi ve hedef gösterildi. Bu da yetmedi sonunda sesimizi kısmak için hakkımızda kapatılma davası açıldı. Bizim sesimiz kısılırsa o sessizlik bazılarını mutlu edecek ve daha fazla sessizlik isteyecekler. Teker teker susturulacağız belki de. Ülkede her gün onlarca kadın tacize tecavüze, şiddete uğrarken susamayız! Hep birlikte avazımız çıktığı kadar bağırmaya çağırıyoruz sizi. Bağırmazsak susturulacağız!”

Kadın mücadelesi ile her geçen gün kadınlar olarak daha da güçleneceğiz

VAKAD’lı kadınlar bugün yaptıkları basın toplantısında, dava kadınlar aleyhine sonuçlanıp dernekleri kapatılırsa “bizler yeniden küllerimizden doğacağız” dediler.

“Örgütlendiğimiz kurumlar araçlarımızdır, ideallerimiz ve düşünü kurduğumuz dünyanın var olduğuna dair inancımız bakidir. Örgütlerimizi kapatabilirsiniz, ancak inançlarımıza, değerlerimize asla dokunamazsınız.”