6 Kasım 2012 Salı

insan hakları ortak platformu'nun açlık grevleri ile ilgili açıklaması


Türkiye cezaevlerinde 12 Eylül 2012 tarihinde başlayan açlık grevleri 56. gününe girmiştir. Açlık grevinde bulunanlar grevin süresiz ve dönüşümsüz olduğu yönünde açıklama yapmışlardır.[1] Cezaevlerini izleyen insan hakları örgütleri, 59 cezaevinde 654 mahpusun açlık grevini sürdürdüğünü açıklamıştır.  Basına yansıyan son haberler, açlık grevinde bulunan kişi sayısının dramatik olarak artabileceği endişesi yaratmaktadır. Türkiye’de daha önce yaşanan ve kamu vicdanını derinden yaralayan açlık grevlerini hatırlayarak, bu süreci endişeyle izliyoruz.

Dünya Tabipleri Birliğinin 1991 tarihli Malta Bildirgesi açlık grevcisini “zihinsel olarak ehliyetli, açlık grevine kendi iradesiyle karar vermiş, bu nedenle belirli bir zaman için yiyecek ve/veya sıvı almayı reddeden kişi” olarak tanımlar.

Bu tanıma göre, açlık grevi bir protesto biçimidir. Kişi kendi iradesi ile bilinçli olarak yemeyi reddetmektedir. Açlık grevi, günlük belli miktarlarda su, tuz ve şeker alımını devam ettirme esasına dayanır. Ayrıca açlık grevi sonlandırıldığında kalıcı nörolojik sekellerin görülmemesi için B1 vitamini içeren karışımların mutlaka alınması gerekir.

Bir açlık grevi ölümle sonuçlanabilir. Fakat açlık grevcisinin temel amacı ölmek değil, yaşama dair taleplerini duyurmaya çalışmaktır.
Normal olarak açlık grevlerinin ölümle sonuçlanmasını kimse istemez. Bu nedenle açlık grevi eylemine başvuran mahpusların yaşam haklarının korunması için başta tüm yetkililer olmak üzere, bütün bir toplumun gerekli duyarlılığı göstermesini bekliyoruz.

1980 yılından bu yana Türkiye cezaevlerinde 144 kişi açlık grevleri nedeniyle yaşamını yitirmiş; binlerce mahpus kalıcı sakatlıklarla yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır.

Mahpusların zorla müdahaleyle tek kişilik hücrelere yerleştirilmeleri ve bilinçsizce yapılacak ‘tıbbi müdahalelerin’ sorunları daha da ağırlaştırma ihtimali yüksektir. Dolayısıyla, cezaevlerinde bu kişilere sağlanan bakım hizmetlerinde ve bu kişilerin sağlık koşullarının normalleştirilmesinde, Dünya Tabipler Birliğinin bildirgeleri/ ilkeleri, ulusal ve uluslararası tıbbi ve hukuksal metinler ile evrensel etik kurallar ışığında Türk Tabipleri Birliğinin geliştirdiği uygulama ve yaklaşımların esas alınması gerekir.

Soruna temel hak ve özgürlüklerin esas alınarak yaklaşılması ve taleplerin bu doğrultuda değerlendirilerek çözüme kavuşturulması sağlanmalıdır. Koşulsuz ve önyargısız olarak insanı merkeze alan bir değerler bütününe daima ihtiyacımız vardır.

Demokratik kamuoyunu sürecin sağlık açısından en az olumsuzlukla sonlanması ve sorunun çözümü için daha fazla çaba göstermeye, yetkilileri sorunun bir an önce çözümü için adım atmaya çağırıyoruz.

İNSAN HAKLARI ORTAK PLATFORMU
- helsinki Yurttaşlar derneği
- İnsan Hakları Derneği
- Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi

17 Ekim 2012 Çarşamba

cezaevlerindeki açlık grevleriyle ilgili olarak HDK'dan yapılan açıklama


Açlık Grevlerini Sonlandırmak İçin Hızla Adım Atılmalıdır
NE ÇATIŞMA NE TECRİT, NE ÖLÜM,
ÇÖZÜM YOLU DİYALOG VE ÖZGÜRLÜK

12 Eylül 2012 tarihinde cezaevlerinin bazılarında Kürt siyasi tutuklular tarafından başlatılan açlık grevi, 15 Ekim’den bu yana tüm cezaevlerini sarmış bulunuyor. Kürt siyasi tutsaklarla dayanışma açlık grevleri de sürüyor. Ancak açlık grevlerini durdurmak için çözüm arayışında olması gereken hükümetin sergilediği sorumsuz tutumun sonucu olarak, açlık grevleri her gün daha da yaygınlaşıyor. 12 Eylül askeri darbe koşullarını eleştirmeyi ve bunun üzerinden politika yapmayı sürdüren AKP Hükümeti, dönemin hükümetlerinden farksız uygulamalara imza atmaktadır.
Cezaevlerindeki açlık grevleri giderek yayılıyor
35. günü giren açlık grevleri karşısında süren sessizlik endişeleri arttırıyor. Cezaevlerinden gelen bilgiler, ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya olan onlarca tutuklunun ve hükümlünün varlığına işaret ediyor. Başta tutuklu ve hükümlü aileleri olmak üzere, tüm kesimler cezaevlerinde başlayacak toplu ölüm endişesi içindedir. Açlık grevlerinin bitirilmesi için tutuklu ve hükümlülerin taleplerini karşılayacak girişimler derhal başlatılmaz ise, bunun cezaevlerini de aşan vahim gelişmelere neden olacağını tahmin etmek hiç de zor değil.

Gerekli önlemler alınmaz, tutuklarla diyalog yolu bulunmaz, 35 günden bu yana açlık grevini sürdürenlerin insani ve demokratik talepleri karşılanmaz ise tek tek ya da toplu ölümler kaçınılmaz olacaktır. 450 güne yakın bir süreden bu yana avukatları ve yakınları ile görüştürülmeyen, ağırlaştırılmış tecrit koşullarına mahkûm edilen Öcalan’ın yaşam koşulları açlık grevinin temel nedenlerinden biridir.

Açlık grevi başlatan Kürt siyasi tutukluları diyalog ve çözüm istemektedir. Kürt tutuklu ve hükümlüler, başta anadilinde savunma hakkı olmak üzere, cezaevlerindeki kötü koşulların son bulması, Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit koşullarının ortadan kaldırılması ve Kürt sorununda eşit haklara dayalı, barışçı ve demokratik çözüm için adım atılmasını istemektedirler.

35 günden bu yana onlarca cezaevinde süren açlık grevlerini durdurmak için adım atmayan yetkililer, adeta ölümlere zemin hazırlamaktadırlar. Açlık grevlerinin 40. gününden sonra telafisi mümkün olmayan sağlık sorunlarına yol açtığı biliniyor. Bilinmelidir ki, cezaevlerinde başlayan “sessiz ölüm”lerin yankısı Türkiye’yi sarsmakla kalmayacak, tüm dünyanın dikkatlerini AKP Hükümeti’nin ağzını açanı tıkadığı cezaevlerine ve “ileri demokrasi”ye yöneltecektir. Bugün ölüme adım adım yaklaşan bu gidişe dur demek için harekete geçmeyenler, tutuklu ve hükümlülerin ölümünden sorumlu olacaklardır.

Açlık grevlerine seyirci kalmak, ölümlere, çatışmalara ve savaşa seyirci kalmaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorunun demokratik çözümünden yana olan herkesi bu sorun karşısında hızla adım atmaya çağırıyoruz.

HDK olarak, açlık grevindeki tutuklu ve hükümlülerle diyaloga girilmesi ve çözüm yolunun açılması için alanlara çıkacağız.
Herkesi “Ne Çatışma Ne Tecrit, Ne Ölüm Çözüm Yolu Diyalog ve Özgürlük” çağrısına güç katmaya çağırıyoruz.

Halkların Demokratik Kongresi Yürütme Kurulu

11 Ekim 2012 Perşembe

asker hakları raporu: basın toplantısı ve panel



 
Asker Hakları raporu:
“ZORUNLU ASKERLİK SIRASINDA YAŞANAN HAK İHLALLERİ”


Basın Toplantısı ve Panel
Tarih: 12 Ekim 2012, Cuma, 11:00–13:00
Mekan: Taksim Hill Oteli, Sıraselviler Cad. No: 5 Taksim, İstanbul


Asker Hakları tarafından 2011 Nisan-2012 Nisan tarihleri arasındaki bir yıllık dönemde askerhaklari.com sitesine gelen başvurulara dayanarak hazırlanan "ZORUNLU ASKERLİK SIRASINDA YAŞANAN HAK İHLALLERİ" başlıklı rapor, bir yıl önce Kıbrıs’ta zorunlu askerliği sırasında gönderildiği diskoda (disiplin koğuşunda) gördüğü işkence sonucu hayatını kaybeden Uğur Kantar’ın ölüm yıldönümü olan 12 Ekim 2012 Cuma günü 11:00-13:00 saatleri arasında İstanbul’da Taksim Hill Otel’de düzenlenecek basın toplantısı ve panel ile kamuoyunun bilgisine sunulacaktır. Raporun sunumunun ardından Şirin Payzın’ın moderatörlüğünde, Kürşat BuminFerhat Kentel ve Zafer Üskül’ün katılımıyla rapor üzerine bir panel gerçekleştirilecektir.
Bireylerin zorunlu askerlik sırasında maruz kaldıkları kötü muamelelerden, onlara kötü muamelede bulunanlar kadar, bu sorunu görmezden gelerek ve tartışmaktan kaçınarak devam etmesine izin veren siviller de sorumlu.  Asker Hakları, bu sorumluluğu yerine getirmek amacıyla sivil bir girişim olarak 2011 yılı Nisan ayı başlarında kuruldu ve www.askerhaklari.com sitesi üzerinden zorunlu askerlik sırasında kötü muameleye uğrayanlara destek vererek ve yaşanılan kötü muameleleri görünür kılarak bu konuda kamuoyunun farkındalığını ve duyarlılığını arttırmak için çalıştı.
Askerhaklari.com sitesine gelen başvurulara dayanarak hazırlanan bu rapor, istisnasız toplumun tüm kesimleri üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkileri olan bir sorunu görünür kılmak ve zorunlu askerlik yapan bireylere yönelik kötü muamelelerin sonlanmasına katkı sağlamak amacıyla hazırlandı. Rapor, zorunlu askerliğin sorunlu hallerini mağdurların anlatıları üzerinden dolaysız bir şekilde aktarıyor.
Askerhaklari.com sitesine 2011 Nisan-2012 Nisan tarihleri arasındaki bir yıllık dönemde zorunlu askerlik sırasında kötü muameleye uğradıkları iddiasıyla 432 başvuru yapıldı. Raporda siteye gelen başvuruların illere, yıllara ve kötü muamele türlerine göre dağılımlarını yansıtan sayısal veriler ve haritalar ve her bir kötü muamele başlığı ile ilgili başvurulardan kısa alıntılara yer veriliyor.

PROGRAM:
10: 30-11:00     ÇAY-KAHVE İKRAMI VE KAYIT

11:00–11:15     RAPOR SUNUMU 

                             Tolga İslam
              Asker Hakları, Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi
11:15–12:15     PANEL
                              Şirin Payzın
                              Moderatör, CNN Türk                           
                              Ferhat Kentel
                              İstanbul Şehir Üniversitesi öğretim üyesi, Taraf Gazetesi yazarı
                              Kürşat Bumin
                              İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi, Yeni Şafak Gazetesi yazarı
                              Zafer Üskül
     AK Parti eski milletvekili, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu eski başkanı, Doğuş     Üniversitesi öğretim üyesi

12:15-13:00     SORU-CEVAP 
Kerem Çiftçioğlu: 0532 408 26 26


5 Ekim 2012 Cuma

istanbul'da 7 ekim pazar günü yahudi mirası ve kültürü etkinlikleri var



30 Avrupa ülkesinde geleneksel olarak her yıl farklı bir tema ile düzenlenen “Yahudi Kültürü Avrupa Günü” etkinliklerinde bu yılın odak noktasında “Yahudi Mizahı” bulunuyor. 7 Ekim tarihinde İstanbul’un Galata semtinde eşzamanlı olarak yapılacak sergi, panel, konser gibi etkinlikler aracılığıyla Yahudi Mizahı’nın yanı sıra Yahudi yemekleri, müzikleri, dansları ve kültürü de tanıtılacak.

İlki 1999 yılında yapılan Yahudi Kültürü Avrupa Günü etkinlikleri Yahudilerin kültürel ve tarihi mirasını tanıtma amacıyla düzenleniyor. Türkiye dahil olmak üzere Avrupa’nın 30 farklı ülkesinde düzenlenen etkinlikler kapsamında konserler, söyleşiler, dans ve tiyatro gösterileri, sergi ve konferanslar yer alıyor. Her yıl farklı bir temayla düzenlenen Yahudi Kültürü Avrupa Günü bu yıl 7 Ekim Pazar günü İstanbul’un Galata ve Balat gibi Yahudilerin yüzyıllar boyunca yoğun olarak yaşadığı çeşitli bölgelerinde yapılacak etkinliklerle kutlanacak. Bu yılın teması ise Yahudi Mizahı olarak belirlendi. Tamamı halka açık olan etkinliklerde ünlü sanatçılardan konserler, sergiler ve Yahudi Mizahı’na dair paneller İstanbullulara eğlenceli saatler yaşatacak.

Yahudi müziklerinden bir ziyafet
Yahudi Kültürü Avrupa Günü etkinliğinde Ayhan Sicimoğlu, Renan Koen Trio, Şef Menahem Eskenazi şefliğindeki Maftirim Korosu ve Buket Bahar & Jerfi Aji gibi grup ve sanatçılar sahne alarak Yahudi müzikalleri, caz ve latino gibi türlerden eserler sunacak.

Yahudi mizahı paneli
Asırlar boyunca edebiyatta, sanatta, tiyatroda ve sinemada izleri görülen, tüm dünyada ironik göndermeleri ile tanınan Yahudi mizahını, Türk mizahının ustaları Erdil Yaşaroğlu, Kandemir Konduk, Metin Serezli ve İrvin Mandel, Nedim Saban’ın moderatörlüğünü üstlendiği “Yahudi Mizahı Paneli”nde tartışacak. Yahudi Kültürü Avrupa Günü etkinlikleri kapsamında tanınmış kısa film yönetmeni Seyfi İşman da “Sinemada Yahudi Mizahı” ve metin yazarı Avi Albohayre’nin “Dünden Bugüne Yahudi Mizahı” konulu sunumları da izleyicilerle buluşacak.

Fotoğraf, heykel ve resim sergileri
Etkinliklerde Yahudi sanatçılardan çeşitli sergiler de yer alıyor. Karikatür sanatçıları İrvin Mandel ve İzel Rozental’in sergilerinin yanı sıra, Türk fotoğrafının usta ismi İzzet Keribar’ın fotoğraf çalışmaları da izleyicilerle buluşacak. Suzy Hug Levi’nin heykel sergisi de görülmeye değer bir başka etkinlik olarak öne çıkıyor.

Tadı damakta kalan Yahudi yemekleri, temsili Bar Mitzvah töreni ve daha niceleri
Yahudi Kültürü Avrupa Günü etkinliklerinde Sefarad yemeklerinin yapımını ve lezzetini anlatan yemek atölyesi, Yahudi gençlerinin reşit olma töreni Bar Mitzvah’ya dair temsili tören, Yahudi masalları, Yahudi Mirası Kültür Gezisi gibi ek güzellikler de yer alacak. Fest Travel’ın organize ettiği Yahudi Mirası Kültür Gezisi’ne katılan İstanbullular İstanbul’un tarihi sinagoglarını ziyaret edebilecek.

İzmir ilk kez katılıyor
Yahudi Kültürü ve Avrupa Günü’nün Türkiye ayağına İzmir şehri ilk kez katılıyor. 1492 yılından itibaren İspanya’dan kitleler halinde Osmanlı topraklarına gelen ve İzmir’e yerleşen Yahudilerin kendilerine has düğün gelenekleri, bir fotoğraf sergisi ve belgesel ile birlikte İstanbullulara tanıtılacak.

Neve Şalom Sinagogu, Aşkenaz Sinagogu, Galata Derneği ve daha pek çok farklı mekanda gerçekleştirilecek etkinliklerin tam programı:

Sergiler
    11:30  
17:30
Suzy Hug Levy Resim ve Heykel Sergisi
Neve Şalom Sinagogu
giriş holü
11:30
17:30
İrvin Mandel Karikatür Sergisi
Neve Şalom Sinagogu
giriş holü
11:30
  18:00
İzzet Keribar Fotoğraf Sergisi
Schneidertempel Sanat M.
11:30
 18:00
İzel Rozental Karikatür Sergisi
 Schneidertempel Sanat M.
12:30
  18:00
İzmir Sefarad Düğünü Fotoğraf Sergisi
Matsa Fırını

Panel ve Konferanslar
 11:30
12:30
Seyfi İşman – Sinemada Yahudi Mizahı
 Matsa Fırını
12:30
13:20
Avi Albohayre – Dünden Bugüne Yahudi Mizahı
İtalyan Sinagogu
12:30
15:30
13:15
16:15
Judith Liberman – Yahudi Masalları
Galata Derneği
13:30
14:20
İzzet Keribar - Endülüs
 Schneidertempel Sanat M.
13:30
15:00
Yahudi Mizahı Paneli - Nedim Saban(moderator), Erdil Yaşaroğlu, Metin Serezli, Kandemir Konduk, İrvin Mandel
Neve Şalom K.M.
15:00
15:40
İzmir Sefarad Düğünü Belgeseli
Matsa Fırını

Müzik ve Konserler

 13:30

14:20
Renan Koen Trio
 Aşkenaz Sinagogu
14:30
15:20
Şef Menahem Eskinazi önderliğinde Maftirim Korosu
İtalyan Sinagogu
15:30
16:20
Buket Bahar & Jerfi Aji
Aşkenaz Sinagogu
 16:30
18:00
Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars
Avusturya Lisesi

Diğer Faaliyetler
10:00
16:40
Fest Travel Yahudi Mirası Kültür Gezisi

11:30
12:15
Yemek Atölyesi
  Barınyurt
  Matan Baseter
12:30
13:30
Sefarad Yemekleri
  Barınyurt
  Matan Baseter
 16:00
16:40
Temsili Bar Mitzvah Töreni(Dostluk Yurdu Derneği)
  Neve Şalom
  Sinagogu





25 Eylül 2012 Salı

hayvan hakları aktivistleri bakanları protesto edecek



Satır içi resim 1

Hükûmet, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununu değiştirmeye hazırlanırken hayvanseverler ve hayvan hakları savunucuları da hayvanlara ölüm getireceği gerekçesi ile yasa tasarısına karşı gelmek için 30 Eylül Pazar günü saat 14:00’da Türkiye’nin dört bir yanında ölüm yasasına hayır demek için eylem yapmaya hazırlanıyor.

Eylem aynı anda Antalya, Bodrum, Bursa, Çanakkale, Eskişehir, Giresun, İzmir, Tekirdağ, Trabzon ve İstanbul’da eş zamanlı yapılacak.

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun değiştirilmesi için yazılan tasarının TBMM Başkanlığı’na sunulmasının ardından Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi : “Bu yasa tasarısı ne hayvan korumayı amaçlıyor ne de hayvan haklarını gözetiyor aksine hayvanları izole ederek katletmeyi meşrulaştırıyor” açıklamasında bulundu.

Tüm hayvan hakları aktivistlerini harekete geçmeye çağıran Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’i rahat bırakmayacaklarını duyurdu.

İnisiyatif, hayvanlara daha iyi bir yaşam sağlayacağı iddiası ile tanıtımı yapılan bu yasa tasarısının kabul edilmesi ile birlikte sokakta yaşayan hayvanların bir bir toplanıp yasa tasarısında tanımlanan “doğal yaşam parkları”na hapsedileceğini, bazı köpek ırklarının devlet barınaklarına teslimini, sokakta hayvanların yaşamasını olanaksız hale getirerek evlerde kaç hayvan bulundurulabileceğini bakanlığın inisiyatifine bırakıyor.” dedi.

Açıklamalarına devam eden İnisiyatif:  “Bu yasa tasarısı, meclis tarafından kabul edilirse bırakın hayvanları korumayı, ortada korunacak, haklarından bahsedilebilecek hayvan kalmayacak. Bu yüzden bu yasa tasarısının baş mimarları olan Bakan Eroğlu’nu ve Eker’i protesto edeceğiz.” dedi.

Önümüzdeki günlerde bu konuda ne şekilde eylemler yapılacağı merak konusu olan Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi, en son 4 Ekim Hayvan Hakları gününde Kadir Topbaş’a plaket takdim edilirken borazanlı protestoda bulunmuştu. Protokolde arbede yaşanmasına neden olan hayvan özgürlüğü savunucularının bu sefer nasıl bir çıkışta bulunacağı da tahmin edilemiyor.

24 Eylül 2012 Pazartesi

hopa davası için çağrı


Hopa davasına tanıklık etmeye çağırıyoruz
31 Mayıs 2011’de Hopa’da Metin Lokumcu’nun katledilmesinin ardından Ankara’da AKP il binası önünde yapılmak istenen basın açıklaması polis tarafından engellenmiş, yüzlerce kişi polis şiddetiyle dağıtılmış, işkence görmüş, gözaltına alınmıştı. Başbakan’ın talimatıyla toplumsal muhalefete yönelik saldırı, operasyonlar, tutuklamalar, peş peşe açılan davalarla devam etti. Bu davalardan biri Ankara Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor. 
Hopa olayları nedeniyle 37 kişinin yargılandığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2011/137 Esas no ile görülmekte olan davanın 4. duruşması 25 Eylül 2012 günü saat 15.30’da gerçekleştirilecek. 
9 Aralık 2011 tarihinde gerçekleştirilen davanın ilk duruşmasında 22’si tutuklu 28 kişi Hopa davasında yaşam hakkına, doğasına, suyuna, üniversitesine, haklarına sahip çıkanların yargılandığını belirttiler, hak mücadelelerinin yargılanamayacağını ifade ederek AKP terörüne meydan okudular. İlk duruşma sonunda Hopa davasının özünü gözler önüne seren “sanıklar” ve toplumsal muhalefetin ortak çabası, duyarlılığıyla tutuklular serbest bırakıldı. 
13 Mart 2012 tarihinde gerçekleştirilen ikinci duruşmada, Ankara toplumsal muhalefetinin demokratik haklarını kullanmalarını gazla, jopla, taciz ve işkenceyle engelleyen polisler “müşteki” sıfatıyla dinlenecekti, ancak çağrılı polisler duruşmaya katılmadı. Duruşmada işkenceci polislere meydan okundu: “Gelin birebir yaptığınız, yönettiğiniz işkence nedeniyle biz sizi sorgulayacağız, yargılayacağız” dendi. 
19 Haziran 2012 tarihinde gerçekleştirilen üçüncü duruşmada bu kez dosyaya eklenen 9 kişi “sanık” sıfatıyla ifade verdi. Hopa davası kapsamında Ankara’da Özel Yetkili Mahkemede yargılananların sayısı 28’den 37’e çıkmıştı. Sanıkların ifadelerinin ardından iki müşteki polisin sorgusu Özel Görevli Mahkemelerin gerçek yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi. Polisler birbirlerinin ifadesini düzeltti, sanık avukatlarının polislere doğrudan soru sorma hakkı engellendi; savcı ve hakimlerin müdahaleleriyle polislerin ifadelerini düzeltmesi sağlandı. 
Hopa davasının dördüncü duruşması bundan öncekiler gibi hak mücadelelerinin değil “özel görevli” “terör” mahkemelerinin, işkencenin, işkencecilerin sorgulandığı bir duruşma olacak. 
Hopa’da olduğu gibi yaşam hakkına, doğasına, çayına, suyuna sahip çıkanlar mahkemelerde yargılanmaya devam ediyor. Hopa’da yaşananların ardından Hopa, Erzurum ve Ankara’da haklarına sahip çıkanlara karşı onlarca dava açıldı, ancak Metin Lokumcu’nun katilleri, işkenceci polisler hala yargılanmıyor. Hak mücadelelerini kriminalize etmeye yönelik saldırıların ancak üniversitelilere, kadınlara, sendikacılara, Kürt halkına, hak mücadelesi verenlere karşı açılan her davayı AKP faşizminin yargılandığı davalara dönüştürerek durdurabileceğimize inanıyoruz. 
Bu nedenle, haklarına sahip çıkanlara yönelik AKP saldırısını durdurmak ve Hopa davasında yaşanan hukuk dışı uygulamalara tanıklık etmek için sizleri de 25 Eylül’deki duruşmaya davet ediyoruz. 
Halkevleri Merkez Yönetim Kurulu
Tarih: 25 Eylül 2012 Salı Saat 15.30 /Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi
Basın açıklaması: 14.30 Ankara Adliyesi Önü

13 Eylül 2012 Perşembe

gökçeada'da hayvan katliamı


Gökçeada'da insanların ilgilendikleri ve tedavisini üstlendikleri köpekler, son günlerde bir anda ortadan kaybolmaya başladı. Ada'da nereye baksanız kayıp köpek ilanıyla karşılaşıyorsunuz.


Katledilen hayvanların tam sayısı bilinmiyor

Daha önce de, kedilerin çuvalla denize atıldığı, köpeklerin köylüler tarafından tüfekle öldürüldüğü söylenen Ada’da, bu hafta içerisinde, pansiyonlar köyü olan Yeni Bademli Köyü'nde atılan arı zehirli etten dolayı onlarca kedi ve köpek zehirlendi. Hayvanların bir çoğu ölü olarak bulundu, köpeklerden ikisi ise son anda veterinere götürülerek kurtarıldı.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği yaptığı açıklamada “Hayvanları besleyen insanların evlerinin bahçelerine dahi bırakılan zehirlerin, kim tarafından bırakıldığı açıkça söylenmiyor. Belediye, bu katliamı sahiplenmek veya yapanları ortaya çıkarmak yerine, hayvan düşmanı birilerinin varlığını meşrulaştırma yolunu seçiyor.  Bu katliamı yapanların açığa çıkmaması, çıkarılması için hiçbir adım atılmaması, devletin bu hayvan katliamını onayladığını ve desteklediğini gösteriyor. Anlaşılan o ki, Ada'da yaşayan hayvanların canı, turizmden elde edilecek para için satılıyor.” dedi.

Belediye her zamanki gibi, "biz sokağa saldık" diyor

Ada'da yaşayan Çirusk Ararat, bir ay önce tedavi ettirdikleri iki uyuz köpeğin ortadan kaybolduğunu farkettiklerinde, durumu belediyeye sorduklarını söylüyor. Ararat, "Belediye, tedavileri yapıldıktan sonra köpeklerin sokağa salındığını söyledi. Tüm aramalarımıza rağmen köpekleri halen bulamıyoruz ve katledildiklerini düşünüyoruz. Çünkü Ada adlı köpek daha önceden kilometrelerce uzak bir köye bırakılmasına rağmen, günler sonra kendi yaşam alanına döndü. Fakat, bizim baktığımız köpekler bir aydır ortalıkta yok. Ada'da birlikte yaşadığımız dostlarımıza yönelik bu katliamın büyümesinden korkuyoruz. " dedi.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği