26 Ocak 2012 Perşembe

davutpaşa'daki patlamada ölenlerin yakınları 4 yıldır adalet arıyor..

“Sizin hiç babanız-anneniz öldü mü? Benim bir kere öldü…” Sizin hiç  kardeşiniz, teyzeniz, dayınız, komşunuz, dostunuz,  yâriniz, canınızdan çok sevdiğiniz bir yakınınız öldü mü? Tam 4 yıl oldu. 4yıldır seslerine, kokularına, sıcaklıklarına, yarenliklerine hasretiz. 4 yıl önce Davutpaşa Maytap Atölyesi’nde meydana gelen patlamada canlarımızı kaybettik. 31 Ocak 2008’de. Dile kolay, 4 yıldır yakınlarımız toprak altında. 4 yıldır her gün yüreklerimizde meydana geliyor aynı patlama. 21 canımızı yitirdik, dile kolay. 130 canımız yaralandı. 4 yıldır her gün yüreklerimiz dağlanıyor. Hâlâ sesleri kulaklarımızda. Hâlâ iş çıkışlarını gözlüyoruz camlarda. Boğazımızdan geçen her lokmadalar. Dile kolay, 4 yıl, acımız taptaze.

Bütün kaygımız ve mücadelemiz, ekmek mücadelesinin işçinin hayatına mâl olmamasıdır. İşçi güvenliğinin sağlandığı, daha insani çalışma koşullarının yaratılmasıdır. Denetim sorumluluğu olanların görevlerini gereği gibi yapmasıdır.
4 yıldır haykırıyoruz: “İş kazası değil, bu bir Cinayet!” 4 yıldır haykırıyoruz: “Sorumlular yargılansın, Adalet istiyoruz!” 4 yıldır haykırıyoruz: “Davutpaşa’yı unutmadık, unutturmayacağız!”

Biliyoruz ki biraradalığımız sayesinde sorumlular adalet karşısına çıkarılıyorlar. Biliyoruz ki sesimiz güçlendikçe duyulur, görülür olacağız. Biliyoruz ki suskunlaşmış vicdanlara sesimiz güçlendikçe ulaşacağız. Biliyoruz ki adalet isteğimiz sen de yanımızda olduğun ölçüde güçlenecek.

Gözünüz, kulağınız, varlığınız, vicdanınız bizimle olsun.

28 Ocak 2012 Cumartesi 15:00’te “Davutpaşa’nın Külleri” belgeselini izlemeye, 29 Ocak 2012 Pazar günü 11:00'de patlama yerinde yapacağımız anma etkinliğine ve 29 Ocak Pazar 13:00’te Bayrampaşa Merkez Cami'nde okutacağımız Mevlide katılımınızı  bekliyoruz.

ÇARESİ YOK…BÜTÜN SORUMLULAR YARGILANACAK…İŞ KAZASI DEĞİL…BU BİR CİNAYET..!DAVUTPAŞAYI UNUTMADIK…UNUTTURMAYACAĞIZ..!

DAVUTPAŞA PATLAMASINDA HAYATINI KAYBEDEN VE YARALANANLARIN YAKINLARI

İdris Çabuk: 0533.748.58.36 -  Hakkı Güleç: 0535.577.35.69 - Hikmet Günalan: 0537.336.53.22  - Salih Temel: 0533.685.17.99 - Güssü Vural: 0538.285.89.44 - Memet Kara: 0535 784 48 39 -  Şamil Boyraz: 0536.945.53.72 - Nigar Bakkal: 0538.695.32.18 - Arzu Cesur: 0537.881.58.97 - Havva Bal: 0536.762.04.01- Mobin Vertan: 0537.256.87.92 - Ferhat Alkan: 0535.819.69.99 - Nafiye Akhun: 0536.349.23.97 - Neşe Saday: 0537.705.81.34 - Mustafa Şimşek: 0536.989.63.20 -  Fatime Tayranoğlu: 0537.252.53.21

24 Ocak 2012 Salı

lozan mübadillerine tören izni verilmiyor

Değerli basın mensubu,
Bu yıl; Balkan Savaşının 100., mübadelenin 89. Yıl dönümüdür.
Balkan Savaşı,  Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında, çatışmalarda ve göç yollarında yaşamını yitirenleri 29 Ocak 2012 Pazar günü Lozan Mübadilleri olarak Türkiye’nin dört bir yanında denize çiçek bırakarak,  toplantılar, paneller ve söyleşiler yaparak saygıyla anacağız.
30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ve Yunanistan arasında Türkiye’de yaşayan Rum-Ortodokslarla Yunanistan’da yaşayan Türk-Müslümanların karşılıklı zorunlu göçünü öngören “Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi” imzalandı.
Yunanistan’ın Balkan Savaşına girdiği tarih olan  18 Ekim 1912’den  itibaren yurtlarını terk etmiş olanları da kapsamına alan bu sözleşme ile 2.000.000 civarında insan doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalmıştır.
Türkiye’ye deniz yoluyla gelen mübadillerin ve Balkan Savaşı muhacirlerinin ilk durağı,  iskan bölgelerine sevk edilmeden önce sağlık kontrollerinin yapılması için Tuzla Tahaffuzhanesi oldu. Marmara, Trakya, Karadeniz, İç Anadolu Bölgelerine iskan edilen mübadillerin büyük çoğunluğu Tuzla Tahaffuzhanesinde (Karantina)  bir süre misafir edildiler.  Mübadillerin ve Muhacirlerin belleklerinde Tuzla Tahaffuzhanesi çok önemli bir yer tutar. Anavatan Türkiye’nin onlara ilk kucak açtığı yer Tuzla Tahaffuzhanesidir.
Lozan Mübadilleri Vakfı ve Tuzlalı Mübadil kadınların kurmuş olduğu Tuzla Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği ile ortaklaşa, İstanbul’da,  29 Ocak 2012 Pazar günü bir anma etkinliği düzenledik.  “Savaşlarda ve göç yollarında yaşamını yitirenler anısına” Tuzla Tahaffuzhane iskelesinden denize çiçek bırakmak istiyoruz.
Tuzla Tahaffuzhanesi şu anda İstanbul Teknik Üniversitesine bağlı Denizcilik Fakültesi’nin Tuzla kampüsü içinde kalmaktadır. Tahaffuzhane iskelesinden Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Türk-Yunan Savaşı sırasında ve göç yollarında yaşamını yitirenler anısına denize çiçek bırakmak için İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne yazılı olarak başvurarak izin istedik. Rektörlük başvurumuzu Denizcilik Fakültesi Dekanlığına havale etti. Dekanlık hiçbir gerekçe göstermeden bu insancıl talebimizi uygun bulmadığını bildirdi.
Dekanlığın ve Rektörlüğün bu insancıl talebimizi tekrar gözden geçirmelerini temin için girişimlerde bulunmaları ricası ile YÖK’e ve YÖK’ün bağlı bulunduğu Cumhurbaşkanlığı makamına başvurduk. Bu konuda henüz bir yanıt alamadık. Umarız bu insancıl talebimiz tekrar gözden geçirilir ve talebimiz uygun görülür.
Türkiye’de,  geçmişte yaşanan felaketlerin,  katliamların, göçlerin hatırlanmadığı/hatırlatılmadığı hep yazılıp, söylenir. Tarihsel hafıza zayıflığından söz edilir. Hatırlamak ve hatırlatmak isteyenlerin önüne ise çeşitli engeller çıkarılır.
Sayın basın mensubu,
Bu insancıl talebimizin kamuoyuna ve ilgililere duyurulması için ilginizi rica ediyoruz.
Saygılarımızla
Sefer Güvenç
Lozan Mübadilleri Vakfı
Genel Sekreteri
0542.641 52 80

11 Ocak 2012 Çarşamba

soruşturma nasıl yapılmalı-uğur mumcu (6 mayıs 1977)


1 mayıs olayı, türk basını için sınav günü oldu. bakınız bir kısım basın olayı nasıl çarptırdı, kamuoyunu aldatmak için hangi duyguları kullandı. bunları acıyla izliyoruz.


bu tür olaylarda, peşin değer yargılarından kaçınmak gerekir. çünkü peşin yargılar, çoğu kez, gerçeğin gizlenmesine yarar. düşüncenin yerini duygu, soğukkanlılığın yerini öfke alır. bu öfke ve duygu selinden ayrılmasak, gerçeği gün ışığına çıkaramayız. 


sağ güçler, bu olaydan çıkar sağlamaya çalışıyor. partiler, dernekleri trt’si yazar ve çizeri ile, disk’i sanık sandalyesine oturtmak, istanbul’un ilerici, namuslu ve yürekli belediye başkanı ahmet isvan’ı karalamak, bundan siyasal yarar sağlamak istiyorlar. buna meydan vermemek gerekiyor.


türkiye’de yıllardır bir oyun oynanıyor. bir plan adım adım uygulanıyor. önce, sağ kesim içinde, silahlı örgütler oluşturup, sol kesim üzerine saldırttılar. bu yetmedi... şimdi de, solu kendi içinde parçalamak, solu, yine solun bir “fraksiyonu” ile yıpratmak, yoketmek ve yozlaştırmak istiyorlar.


devrimci bilinç işte bugünler için gereklidir...


1 mayıs öncesinde bir sürü siyasal cinayet işlendi. istanbul’un orta yerinde genç insanları kurşun yağmuruna tutan eşkıya çetesinin bir üyesi bile yakalanamadı. sırtında bunca kara tabutu taşıyan istanbul valisi nasıl gönül rahatlığı içinde koltuğunda oturmaktadır?..


ileri basın olarak, 1 mayıs öncesindeki siyasal cinayetleri olduğu gibi, 1 mayıs olayını da didik didik edip, bunların suç belirtilerini, kanıtlarını, devletin bürokratlarına, bakanına, valisine, emniyet müdürüne, bir bir sormalıyız...


dört beş gündür gazetelerde okuyorsunuz. intercontinental oteli’nden kalabalığa ateş açıldığı söyleniyor. bu konuda herhangi bir soruşturma yapılmış mıdır? bu otelin “güvenlik amiri” emniyet genel müdürlüğü eski yardımcılarından ve istanbul emniyet eski müdür vekillerinden mehmet akzambak’a herhangi bir soru yönetilmiş midir?


1955 yılının 6/7 eylül olaylarına yol açan olay selanik’te atatürk’ün doğduğu eve bomba atılmasıydı. yassıada duruşmalarında, bu bombanın bir güvenlik görevlisi olan, oktay ergin tarafından konduğu anlaşılmıştı. yassıada duruşmalarına kadar 6/7 eylül olaylarının “solcular” tarafından yapıldığı ileri sürüldü. ileri sürülmek ne kelime, birçok solcu bu gerekçeyle tutuklanmış, aylarca hücrelerde yatırılmıştı...


atatürk’ün selanik’teki doğduğu eve bomba koyan güvenlik görevlisi oktay ergin, şimdi nerdedir dersiniz? emniyet genel müdürlüğü güvenlik dairesi başkanlığında... oktay ergin, 1 mayıs toplantısı ile ilgili önlemlerin alınmasında ve uygulanmasında en önemli görevlerden birini üstlenmişti. 


sanırız, oktay ergin’de bu konuda çok yararlı bilgiler vardır...


burada belirli kişileri suçlamak amacı gütmüyorum. fakat, bu olay, enine boyuna, bütün ayrıntılarıyla incelenmeli ve her belirti, her kanıt, kamuoyu önünde tartışılmalıdır...


intercontinental oteli ile sular idaresi duvarından ateş açanlar yakalanmış mıdır?... bunu kimden soralım? emniyet genel müdürlüğünden mi, güvenlik dairesi başkanlığından mı? istanbul valisinden mi? kimden?... 

kadın örgütleri ailenin korunmasına dair kanunda yapılacak değişikliğe tepkili





CANIMIZ ÜZERİNDEN “PAZARLIK” EDİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ!

4320 sayılı “Ailenin” Korunmasına Dair Kanunda değişiklik yapılmasının gündemde olduğunun, üstelik yeni düzenlemenin kadın örgütleriyle birlikte yapılacağının duyurulması, kadına yönelik şiddetin rakamlara sığmadığı şu günlerde, hükümet tarafından nihayet adım atılacağına dair bir umudun doğmasına neden olmuştu. Bu nedenle kadın örgütleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çağrılarına olumlu cevaplar verdi, toplantılara katıldı. Görüş, öneri ve taleplerini ısrarla iletti. Ne var ki geldiğimiz nokta ancak hayal kırıklığı olarak tanımlanabilir. Görüşmelerdeki olumlu havanın aksine; taslak pek çok kez değişikliğe uğradı ve özellikle Başbakanlığa sunulmasının ardından adım adım kadın örgütlerinin önerilerinden uzaklaşarak, kadınların aleyhine maddeler içerir bir hale büründü. Son taslak,  Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından  10.01.2012 tarihinde yayınlandı. Şaşırarak ve öfkelenerek gördük ki; taslak bu zamana kadar yapılan önerilerin pek çoğunu dikkate almadığı gibi, daha önce var olmayan pek çok yeni sorunu da içeriyor. Üstelik şu an yürürlükte olan Yasanın bile gerisinde… Kabul edilemez bir halde...

10 Ocak 2012 Salı

12 eylül iddianamesi anadolu ajansı özeti bölüm 2

Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12 Eylül askeri darbesine ilişkin dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya hakkında hazırladığı iddianamede, darbeyle TBMM'ye, Cumhuriyet Senatosuna ve cumhurbaşkanına ait yetkilere cebren el konulduğu ifade edildi.

İddianamede, 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde, Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel'in hükümet kurduğu dönemlere de yer verilerek, o günlerin Türkiye'sinin, ekonomik çöküntü içerisinde olduğu, terör olaylarının günden güne tırmandığı kaydedildi.

Askeri müdahale fikrinin 1979 Temmuz ayında ordunun üst kademelerince konuşulmaya başlandığı, Kenan Evren'in kuvvet komutanlarıyla görüşmeler yaptığı anlatılan iddianamede, Evren'in yaptığı görüşmelerde Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Haydar Saltık'tan bir çalışma grubu kurmasını istediği ifade edildi.

İddianamede, 21 Aralık 1979'da, Kenan Evren'in kuvvet komutanları, Harp Akademileri komutanı, ordu ve kolordu komutanlarının katılımlarıyla toplantılar yaptığı, 26 Aralık 1979'da hükümetteki parti liderleriyle, diğer siyasi parti liderlerine ''uyarı mektubu'' verilmesinin kararlaştırıldığı ifade edildi.

Kenan Evren'in, 27 Aralık 1979'da, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin'in, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülend Ulusu'nun, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'un imzalarını taşıyan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin görüşünü içeren bir ''uyarı mektubunu'', Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e verdiği belirtilen iddianamede, Korutürk'ün de 2 Ocak 1980'de Başbakan ve Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel ile CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'i, Çankaya Köşküne davet ederek, bu mektubun örneğini iki lidere verdiği kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Korutürk'e verilen ''Türk Silahlı Kuvvetlerinin Görüşü'' başlıklı uyarı mektubunun da yer aldığı iddianamede, ''Türk Silahlı Kuvvetleri ve onun komuta kademesinin, içerisinde bağlı oldukları başbakanın da bulunduğu siyasi parti liderlerine göndermiş olduğu mektupta, 'Türk Silahlı Kuvvetleri;... uzlaşmaz tutumlarını sürdüren siyasi partileri uyarmaya karar vermiştir' ifadesini kullanması, cumhuriyet tarihimiz boyunca askeri darbe gerekçesi olarak kullanılan İç Hizmet Kanunu'nu da hatırlatarak uyarması demokratik rejim açısından tehdittir'' denildi.


-Darbeye hazırlık süreci-


Askeri darbe planı hazırlıklarını tamamlayan Orgeneral Saltık'ın 4 Haziran 1980'de Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'e sunduğu ''Bayrak Harekatı'' adı verilen planın Evren tarafından incelendiği anlatılan iddianamede, 1 Temmuz 1980'de komuta kademesince yapılan toplantıda darbe günü olarak 11 veya 12 Temmuz'un belirlendiği, ancak darbenin bu tarihte gerçekleştirilemediği ifade edildi.

10 ocak 2012 dink davası-savcının konuşması:"dink ermeni olduğu için öldürülmedi" (aa ara haberi)

İSTANBUL (A.A) - 10.01.2012 - Hrant Dink ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin'in mahkemeye sunduğu TİB kayıtlarıyla ilgili tedbir taleplerinin de olduğu dilekçeye ilişkin görüşü sorulan Cumhuriyet savcısı Hikmet Usta, ''HTS kayıtlarına göre kimseyi cinayetle suçlamanın mümkün olmadığını ve olay yerindeki her konuşmanın da suçla irtibatlandırılamayacağını'' söyledi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden duruşmada, Cumhuriyet savcısı Hikmet Usta'dan, Dink ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin'in öğle arası verilmeden mahkemeye sunduğu, ''TİB kayıtlarında yaptıkları inceleme sonucu, cinayetin meydana geldiği olay yerinde davanın tutuksuz sanıkları Mustafa Öztürk ve Salih Hacısalihoğlu ile doğrudan irtibatlı olan telefon numaralarıyla çok sayıda görüşme yapıldığını tespit ettikleri'' iddiası ve ''kayıtların muhafaza altına alınması için tedbir konulması'' taleplerinin yer aldığı dilekçeye karşı görüşü soruldu.

Savcı Usta, müdahil avukatlarının incelemede bulunduklarını belirttikleri TİB kayıtlarına ilişkin Emniyet beyanlarının henüz bulunmadığını belirterek, öğlen arasında emniyet birimlerinin kendilerine, ''avukatların iddia ettiği gibi davanın tutuksuz sanıkları Mustafa Öztürk ve Salih Hacısalihoğlu'nun irtibatlarının, olay günü yapılan görüşmelerden kaynaklanmadığı'' yönünde bildirimde bulunduğunu söyledi.

Usta, Emniyet'ten bu konuya ilişkin detaylı bir rapor bekleyeceklerini de ifade etti.


-''TİB kayıtlarının incelenmesinde Emniyet'in hatası yok''-


TİB kayıtları incelemesinde Emniyet'in bir hata ve kastının olduğunu düşünmediğini aktaran savcı Usta, HTS kayıtlarına göre kimseyi cinayetle suçlamanın mümkün olmadığını ve olay yerindeki her konuşmanın da suçla irtibatlandırılamayacağını ifade etti.

Dink ailesi avukatlarının, duruşmadaki beyanlarında sıkça kendilerine atıfta bulunduklarını hatırlatan Usta, Dink cinayeti olayının, öncesi ve sonrasındaki cinayetlerden soyutlanarak düşünülemeyeceğini, Dink cinayetini, Trabzon'da rahip Santoro'nun öldürülmesi ve Malatya'da Zirve Yayınevi katliamıyla birlikte değerlendirmek gerektiğini, birlikte değerlendirilmemeleri durumunda yanlış sonuçlara gidileceğini ifade etti.

Savcı Hikmet Usta, Dink cinayetinin, 3-5 gencin, galeyana gelerek gerçekleştirdiği bir eylem olarak düşünülmemesi gerektiğini belirterek, bu cinayetin, diğer olaylarla birlikte değerlendirilmemesi durumunda, sistematik bir düşmanlıktan kaynaklanan cinayet gibi görüleceğini ve bunun da doğru olmadığını söyledi. Usta, müdahil avukatlarının devlet içinde yapılanan ve yasa dışı faaliyetlerinden dolayı yargılaması yapılan ''Egenekon'' örgütlenmesini kabul ederken, devleti katil olarak gösteren düşünce sergilemelerinin garabet olduğunu dile getirdi.


-''Dink, Ermeni olduğu için değil, hedef seçildiği için öldürüldü''-


Hrant Dink'in, ölmeden önce yazılarında barışı ve birlikte yaşamayı dile getirdiğini, 'soykırım' kelimesinin kullanılmasına bile karşı çıktığını belirten Usta, Dink'in Ermeni olduğu için değil, kaos ortamı yaratmak isteyenler tarafından, diğer olaylardaki gibi hedef seçildiği için öldürüldüğünü aktardı.

Usta, ''Terör, etnik köken ve din ayrımı yapmaz. Amacına ulaşmak için her yolu mubah sayar. Müdahil avukatlar, sadece Dink cinayeti perspektifinden değerlendirme yapmaları nedeniyle resmin bütününü göremiyorlar. Duruşmada, cinayetle ilgisi olmayan konular da gündeme gelmiştir'' ifadelerini kullanarak, avukatların iddialarına rağmen, daha önce verdiği mütalaanın arkasında olduğunu ve tekrar ettiğini söyledi.

12 eylül iddianame anadolu ajansı özeti bölüm 1 (deliller, değerlendirme, olaylar)

ANKARA (A.A) - 10.01.2012 - 12 Eylül askeri darbesine ilişkin iddianamede, dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın ''Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Tamamını veya Bir Kısmını Değiştirmeye veya Ortadan Kaldırmaya ve Anayasa İle Teşekkül Etmiş Olan Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasına Engel Olmaya Cebren Teşebbüs Etmek'' suçunu işledikleri kaydediliyor.

Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Hüseyin Görüşen, Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin'in hazırladığı iddianamenin Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince saat 10.40 itibarıyla kabul edildiğini bildirdi.

Mahkemenin sanıklar hakkındaki adli kontrol talebini henüz karara bağlamadığını belirten Görüşen, duruşma gününün de tensiple birlikte belirleneceğini kaydetti.

İddianamede, 1 numaralı sanık 11 Ekim 1925 doğumlu Ali Tahsin Şahinkaya, 2 numaralı sanık ise 1 Ocak 1918 doğumlu Ahmet Kenan Evren olarak yer aldı.

Sanıkların, ''Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Tamamını veya Bir Kısmını Değiştirmeye veya Ortadan Kaldırmaya ve Anayasa İle Teşekkül Etmiş Olan Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasına Engel Olmaya Cebren Teşebbüs Etmek'' suçlarını işledikleri ifade edilen iddianamede, 2 Ocak 1980 ile 12 Eylül 1980-6 Aralık 1983 arası suç tarihi olarak gösterildi.

Suç yerinin Ankara olduğu belirtilen iddianamede, sanıkların, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmaları isteniyor.


-Deliller-


İddianamede, ''deliller'' ise şöyle sıralandı:

''İddianame, müşteki beyanları, Mehmet Demir adlı kişinin gönderdiği 1 adet DVD, TBMM Kanunlar ve Kararlar Başkanlığının 29 Kasım 2011, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğünün 27 Aralık 2011 tarihli yazıları ve ekleri, Kahramanmaraş Eski Belediye Başkanı Ahmet Uncu ve Çorum eski Valisi tanık Rafet Üçelli'nin ifade tutakları, Aksiyon Dergisinin 770. sayısı, 201552 sayılı 1980 tarihli 'Bayrak Harekat Direktifi' başlıklı 21 sayfadan ibaret 'Çok Gizli' ibareli belge, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca Kenan Evren hakkında Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu tarafından hazırlanan iddianame, sanıkların avukatlarınca verilen savunma dilekçesi, TBMM Genel Sekreterliği Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğünün 10 Haziran 2011 tarihli 64982 sayılı ekinde 5 Haziran 1977'de yapılan milletvekili genel seçimlerinde Millet Meclisi 5. Dönem üyeliğine seçilen milletvekillerine ilişkin listenin bulunduğu yazı, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün temin etmiş olduğu 12 Eylül 1980 Askeri darbesi ile ilgili gazeteci yazar Mehmet Ali Birand tarafından hazırlanan 12 Eylül Belgeselinin bulunduğu 4 adet DVD, Şahinkaya'nın ifade tutanağı ve ifadeye ilişkin 2 adet mini DVD kaset ve 2 adet DVD, Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün 1 Haziran 2011 tarihli ve 5897 sayılı ekinde 13 Kasım 1979'da göreve başlayan Bakanlar Kurulu listesi ile kabinedeki değişikliklerin yer aldığı Resmi Gazete nüshalarının ilgili bölümleri, Kenan Evren'in ifade tutanağı ve ifadenin kaydına ilişkin 1 adet DVD, 12 Eylül 1980 tarihli 17103 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 12 Eylül Askeri darbesiyle ilgili bildirilere ilişkin Resmi Gazete çıktısı (Ülke yönetimine el konulduğuna ilişkin ilk bildiri olan 1 numaralı bildiri ile 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 numaralı bildiriler ve Kenan Evren'in basına açıklamasına ilişkin belge), 16 Ekim 1981 tarihli 17486 mükerrer sayılı, 28 Ekim 1980 tarihli 17145 sayılı, 12 Aralık 1980 tarihli 17188 mükerrer sayılı, 5 Haziran 1981 tarihli 17361 sayılı Resmi Gazetelerde yer alan 2533 sayılı, 2324 sayılı, 2325 sayılı, 2356 sayılı kanunlar, Milli Güvenlik Konseyinin 52 sayılı kararı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından yayınlanan ''İşkence Dosyası Gözaltında ya da Cezaevinde Ölenler'' isimli kitap, sabıka ve nüfus kayıtları ve tüm dosya kapsamı.''