19 Eylül 2013 Perşembe

bilgi üniversitesi'nin araştırmasına göre iç güvenlik harcamaları son 7 yılın en yüksek seviyesinde

TÜRKİYE’DE ASKERİ HARCAMALAR SABİTLENİRKEN İÇ GÜVENLİK HARCAMALARI ARTIŞ GÖSTERİYOR
İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi (Bilgi STK),  2003 yılından beri sürdürdüğü yayınlarına geçen sene “Sivil Toplum Kuruluşları Çalışmaları-Eğitim Kitapları,  Kamu Harcamalarını İzleme Dizisi” ekledi. Bu dizi kapsamında çocuk, engelli, sağlık, sosyal harcamalar, askeri ve iç güvenlik gibi tematik izleme kılavuzları yayınlandı. Bilgi STK, yayınlamış olduğu kılavuzlara ek olarak, açıklanan yeni kamu harcama verilerini kamuoyu ile paylaşmak üzere “Sosyal Koruma Harcamaları, Askeri Harcamalar ve İç Güvenlik Harcamaları” ile ilgili güncelleme notları oluşturdu. Notlara http://stk.bilgi.edu.tr/stkButce.asp adresinden ulaşılabilmektedir.
Prof. Dr. Nurhan Yentürk tarafından kaleme alınan notlarda Suriye’de yaşanan iç savaşın etkileri de yer alıyor.
Rapordan satır başları aşağıda yer alıyor:

Türkiye’de İç Güvenlik Harcamaları: 2006-2013
2012 yılı başında Bütçe Kanunu yayınlandığında iç güvenlik harcamalarının düşürülmesinin planlandığı görülmüştü. Ancak gerçekleşen iç güvenlik harcamaları incelendiğinde 2006 yılında 10 milyar  TL olan harcamaların son yedi yılın en yüksek seviyesine çıkarak 2013 yılında 27 milyar TL kanunlaşan harcama tutarı olduğu görülüyor. Cari fiyatla olan bu harcamalar GSYH’ya oran olarak incelendiğinde de iç güvenlik harcamalarında bir artış yaşandığı görülüyor. Harcamalardaki artışta İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün harcamalarındaki artışın katkısı bulunuyor.
İç güvenlik harcamalarında en büyük pay Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ait olduğu görülüyor. 2006 yılında harcama 5 milyar TL iken bu miktar 2012 yılında 13 milyar TL’ye yükseldi. Bu büyümenin daha da artacağı görülüyor. 2013 yılı kanunlaşan harcama tutarı 14 milyar 777 milyon TL. 2014 için bütçe öngörüsü 16 milyar TL.
Biber gazı alımları ve karakol inşaatlarına yönelik harcamalar şeffaf değil
Bu artışların içinden “sermaye giderlerinin” 2012 yılından itibaren TOKİ tarafından Güney Doğu ve Doğu Anadolu illerine yapılan 250 adet Karakol inşaatı nedeniyle, “mal alımlarının” ise biber gazı alımları nedeniyle olup olmadığını bilebileceğimiz bir kaynak bulunmuyor. Biber gazı alımı konusunda çeşitli milletvekilleri tarafından 2012 ve 2013 yıllarında verilen soru önergeleri cevaplandırılmadı.
Gizli hizmet giderlerindeki artış
2011 ve 2012 gerçekleşen harcamalar karşılaştırıldığında, daha önceki yıllardaki artış trendinden ve GSYH’nın artış hızından daha hızlı bir artış gösteren harcama olarak örtülü ödenek harcamalarını da içeren Gizli Hizmet Giderleri’ndeki artış göze çarpıyor. 2006 yılında bu rakam 293 milyon TL iken 2011 yılında 627 milyon TL’ye çıkmış ancak çok hızlı bir artış ile 2012 yılında 1 milyar TL ye yükseldiği görülüyor. Bu artışın esas olarak Suriye’ye yönelik harcamalardan kaynaklandığı düşünülebilir.
İç güvenlik harcamalarının içinde İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, köy koruyucularının maaşları, gizli hizmet giderleri, savunma hizmetleri harcamaları, kamu düzeni ve güvenlik harcamaları, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı gibi kalemler bulunmaktadır.
Türkiye’de Askeri Harcamalar: 2006-2013
Türkiye’deki askeri harcamaların 2006 yılında 19 milyar TL, 2012 yılında 33 milyar 549 milyon TL olduğu görülüyor. 2013 yılında kanunlaşan harcama 37 milyar TL. 2014 bütçe öngörüsü 40 milyar 822 milyon TL. Çalışmada hesaplanan SIPRI uyumlu askeri harcamaların GSYH’ya oranı son yıllarda yüzde 2,3 civarında çıkıyor. TL cinsinden incelendiğinde askeri harcamalarda cari fiyatla bir artış gerçekleşmiş ve öngörülmüş olsa da GSYH’ya oranı oldukça sabittir. Suriye’deki savaşın askeri harcamalar üzerindeki etkilerini ise önümüzdeki yıllarda görebileceğiz.
Uluslararası karşılaştırmalar, Türk ordusunun mevcudu yaklaşık 600.000 bin askeri ile dünyada en büyük 11. ve Avrupa’da Rusya’dan sonra en büyük 2. ordu olduğunu gösteriyor. Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamalarında, askeri harcamaların % 75’inin personel ve personel ihtiyaçlarına yönelik mal ve hizmet alımı, % 25’inin ise modernizayon projelerine yönelik olduğunun belirtilmesi bu anlamda şaşırtıcı değildir, ancak bu kadar yüksek bir asker sayısının gerekli olup olmadığı tartışma konusudur.
Günümüzde, harcamaların ne kadarının profesyonellere ne kadarının yüksek sayıda zorunlu asker bulundurmaya yönelik olduğu bilgisine ulaşılamıyor olması, zorunlu askerlerin hangi görevlerde çalıştıklarına yönelik bilgilerin yetersiz olması, zorunlu asker sayısını azaltmanın ya da profesyonel personel sayısını artırmanın maliyeti ve etkinliğinin kamusal alanda ve parlamentoda ayrıntılarıyla tartışılamamasının nedenlerinden biri ve belki de en önemlisi.
Türkiye’de Sosyal Koruma Harcamaları: 2006-2013        
Türkiye’de sosyal güvenlik, sağlık, sosyal hizmetler ve sosyal yardımları içine alan sosyal koruma harcamalarının GSYH’ya oranı 2006-2008 yılları arasında yüzde 11,5 civarından, kriz yılı olan 2009’da yüzde 13,49 olmuştur. Bu oran daha önceki tüm yıllardan daha yüksek. 2010 yılında yüzde 13;  2011 yılında yüzde 12,79; 2012 yılında yüzde 13,28 olarak gerçekleşti. Bu oran, 2013 Ocak ayında kanunlaşan bütçe gerçekleşirse oran yüzde 13,51 olacak.  Ancak 2014 yılında 13,34 bütçe öngörüsü ve 2015 yılında 13,11 bütçe öngörüsü oranı ile küçük bir düşüş planlandığı görülüyor.
Van depremi ve Suriyeli mülteciler
Merkezi yönetim kapsamındaki idareler içinde Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın harcamalarında 2011 ve 2012 yıllarında artış görüldü. 2010 yılında bu kurumun harcaması 633  milyon TL iken, 2011 yılında gerçekleşen harcama 2 milyar 554 milyon TL, 2012 yılında ise 2 milyar 877 TL’dir. Bu artışların 2011 yılına dek düşen kısmı esas olarak Van depremi ile ilgili yapılan harcamalar. 2012 yılında yapılan harcamalar ise esas olarak Suriyeli mültecilere yönelik yapılan insanı yardım harcamalarından kaynaklanıyor.
Birçok ülkeye oranla daha düşük
2008 döneminde GSYH’ya oranı yüzde 11,5 olan sosyal koruma harcamaları 2010-2012 döneminde yüzde 13 civarına yükselmesi ve 2013-2015 dönemi için en az bu oranda kalmasının planlanması olumlu bir gelişmedir, ancak ortalama yüzde 13 civarında kalan bir sosyal koruma harcaması oranı Türkiye için çok yetersiz. Bu oran, birçok ülkenin sosyal koruma harcamalarının GSYH oranı ile karşılaştırıldığında da oldukça düşük kalıyor.
Sosyal koruma harcamaları içinde en düşük pay yoksullara yönelik
2012 yılı için, sosyal koruma harcamalarının alt kalemlerinden  sigorta ve emeklilik ödemelerinin GSYH’ya oranının yüzde 7,96; sağlık harcamalarının GSYH’ya oranının yüzde 4,36 civarında gerçekleştiği görülüyor. Yoksullara yönelik yapılan sosyal hizmetler ve sosyal yardım harcamaları ise GSYH’nın yüzde 0,92’si olarak kalıyor. Bu orana, sağlık harcamalarının içinde yer alan ödeme gücü olmayanların genel sağlık sigortası primlerinin oranı olan yüzde 0,29 eklendiğinde, yoksullar için yapılan harcamaların GSYH’ya oranı 2012 yılı için yüzde 1,21 civarına ulaşıyor. 2006 yılında bu harcamanın GSYH’ya oranı yüzde 0,50’dir. Sosyal koruma harcamaları içinde yoksullara yönelik harcamaların payı artış göstermesine rağmen diğer harcamalara göre çok düşük.


8 Eylül 2013 Pazar

6-7 eylül'den 5 gün sonra tbmm'de gerçekleşen oturum zabıtlarından bir bölüm (II)

(kaynak: tarih ve toplum dergisi, sayı: 33)

(önceki sayfadan devamla)
-verlik tezahürü gibi görünen bu hal birdenbire mahiyetini de-
1iştirerek ve tahripkar bir hal aldı ve her tarafa hücumlar, yak-
::ıaIar, yıkmalar başladı. Çünkü komünist unsurlar hadiseyi evelce
tertipledikleri gibi sevku idareyi ele geçirmişlerdi. Zemini
aylar ve aylarca evvel hazırlamış olmasalardı böyle bir hadise
vukua gelmez, meydana elbette çıkmazdı. ...
Biliyorsunuz, Kıbrıs'ta ilhak hareketini teşvik eden, körük-
liyen, Atina'da aynı faaliyete taraftar temin eden, buna mukbail
bizde de asabiyeti tahrik eden, Selanik'te bombayı patlatan
telgrafı çeken eller aynı ellerdir, aynı teşkilattır. aynı sistemli,
aynı merkezin sistemli harekatıdır. (Bravo sesleri) ....
Mabetlerin yakılması tamamiyle bir komünist taktiğidir.
Türkiye'de, Türk tarihinde mabet yakılması gibi bir hadise vaki değildir.
Bunu yapanlar doğrudan doğruya Türkiye ile Yunanistan
arasındaki dostlukları bozmak, Türkiye'yi Garp alemine
karşı geri, mürteci ve mutaassıp göstermek; bu suretle tarihin
eski karanlık devirlerine gitmek ve Türkiye'yi oraya görürmek
isteyen meşum kara kuvvetlerdir, kızıl kuvvetlerdir.
Hükümet tetkikatını ikmal ettikten sonra vaziyet tamamiyle
aniaşılacaktır. Bugün tahribedilmiş, yanmış yıkılmış olan beş
bin bina, dükkan ve apartman yalnız RumIara ait binalar değildir.
Bunların içinde Türklere, Ermenilere, Musevilere ait olanar
da vardır. Hadise Rumlar'a karşı husumet kisvesi altında
başlamışsa da, hakikati halde tamamen bir komünist hareketidir.
Memlekette servet namına, mal namına ne varsa tahrib etrnek
için girişilen meşum bir harekettir. Hadisenin İstanbul'la
beraber Ankara'da ve İzmir'de ahenktar olarak tecelli etmesi
bunun tam bir tertip olduğunu, zannedildiği gibi mahdut bir
sahaya şamil bulunmadığını göstermektedir arkadaşlar. ...
SELAHATTİN KARA YAVUZ (Trabzon) - .
Hadisenin en mühim safhası işin mürettep olduğudur. Çünkü
İstanbul gibi bir yerde - demin bir arkadaşım otuz kilometre,
dedi hayır! - altmış kilometre bir saha içinde, her yerde, aynı
zamanda da aynı tahripkar hadisenin cereyanı, bu hadisenin
bir çapulculuk eseri olarak yapılmasına imkan vermez. Asıl safha,
bir tertiptir ve Yunanistan'da Muhterem Atatürk'ün evine
arılan bir bomba, hadisenin işaretinden başka bir şey değildir.
O işaret üzerine buradaki fesat unsurları harekete geçmiştir. ...
BAŞVEKİL ADNAN MENDERES (İstanbul) -
Muhterem arkadaşlarım, bir noktanın tavazzuh etmesi lazımgelir.
Umumi hava odur ki, polis emniyet kuvvetleri hiçbir suretle
ve hiçbir zaman vazifesini yapmamıştır. Bir kül olarak bunu
böyle mütalaa etmek doğru değildir. Bu, bir hakikatın ifadesini
teşkil etmemektedir. Hadiseye takaddüm eden zamanı, ayları
ve mekanı gözümüzün önüne getirmek icabeder. Karşılıklı
olarak iki memlekette, Türkiye'de ve Yunanistan'da efkar el:
den geldiği kadar tahrik olunmuş, sanki hamiyet, Kıbrıs meseesinde
en yüksek konuşanınmış gibi, bir nevi hamiyet müzayedesi
hem bu memlekette, hem Yunanistan'da almış yürümüşrür.
...
Hadise bir gençlik, bir talebe gurubunun harekete geçmesiy-
le başladı. Bu, bir anda İstanbul'un her tarafında hazırlanmış
olan ruhların ve insanların birden harekete geçmesiyle, bütün
İstarıbul'u sarmış oldu. Şimdi, bunun teferruatına ve birtakım
sebeplerine girmeksizin şu kadarını söylemek lazımgelir: Polis,
emniyet memuru, emniyet amiri hiç vazife görmedi de bu üç
ibn kişiyi birkaç saat içinde karakollara hapsedenler kimlerdir?
Emniyet teşkilatının 1000-1500 kişilik kadrosu hadisenin cereyanı
esnasında üç bin kişilik bir suçlu grubunu tevkif etmiş buunuyordu.
Bununla emniyet teşkilatının tam kudretiyle vazife
görmüş olduğunu söylemek istemiyorum. Asla. Mesuller vardır
, ama hadisede tarif ve tasvir edildiği gibi de değildir.
... Elde silah vazife gören emniyet müdürü, emniyet memuru
, bütün zabıta kuvvetleri hadisenin ilk başladığı zaman gençlik kitlesinin
ilk harekete geçtiği anda onu bastırmak en kolay
bulunduğu bir sırada, acaba bunu bertaraf etmekle hasıl olan
bir hareketi tenkil vazifesini mi yapıyorum, yoksa bunlara bir
müsamaha nazarı altında hareket serbestisi vermek suretiyle mi
vatani vazifemi, hamiyet vazifemi ifa ederim gibi bir tereddüdün
mefluç edici tesiri altında kalmışlardır. Düşman, düşman
kılığı altında gelse idi, şeytan rahmiini kılığa bürünüp de karşımıza
çıkmamış olsa idi elbette hadise böyle olmazdı. Hadise,
başladığında, tamamiyle nezih bir taleb e ve gençlik topluluğu
şeklinde cerayan etti. Haberimiz yok mu idi? Vardı. Neden önlemediniz,
diyeceksiniz. Önlemek için kafi kuvvetlerimiz mevcuttu.
Fakat hadise bir anda öylesine imbisat etti ve yaratılmış
olan pisikoz o derece müessir bir şekilde bütün zabıta kuvetlerini
ilk anda hareketsiz bıraktı ki, milletçe milli bir felakete maruz
kalındığını, hakikaten baskına uğranıldığını kabul etmek
lazımdır.
Sonuçta, üç ilde ilan edilen sıkıyönetimin altı ay süreyle devamı
kabul, muhalefetçe önerilen, Meclis'in olağanüstü toplantısının
Kasım'a kadar sürdürülmesiyse reddedilmiştir.
2) YENİ HÜKÜMET PROGRAMI
GÖRÜŞMELERİ:
15Ekim'de toplanan DP Büyük Kongresi'nde basına ispat
hakkı tanınmasını isteyen 9 milletvekili partiden ihraç edilmiş, ayın
nedenle 10milletvekili de istifa etmişlerdir. Bunlar, Hürriyet Partisi'ni
kuracaklardır. Daha sonra DP Meclis Grubu'nda bütün bakanlarının
istifaya zorlanması üzerine başbakan da istifa etmek
mecburiyetinde kalmış; ama yeni kabineyi yine Menderes kurmuştur.
16 Aralık 1955
C.H.P. GRUBU ADINA İSMET İNÖNÜ (Malatya) - ... "6/7
Eylül vukuatı Yunanistan için müstesna bir fırsat teşkil etti:' [NATO
Konseyi'nde önce manevi tamir ve maddi tazminat istediler,
ancak bundan sonra münasebet tesisine razı olacaklarını söylediler.
Menderes büyükelçi vasıtasıyla tebliğler yaptı, nutuklar söyledi.
Yetmedi, 24 Ekim 1955'te İzmir'de fevkalade tarziye merasimi
yapıldı. Bakan Çavuşoğlu Yunan bayrağı çekti.]
Örfi İdare elinde mevkuf bulunan binlerce vatandaş en iptidai
insanlık ve hukuk şartlarından mahrumdurlar. İşittiğimize göre,
cinnet ve intiharlar oluyor .... 6 Eylül akşama doğu İzmir itfaiyesi
fuara gelir, bir paviyon önünde durur. Neye geldiklerini soranlara,
masum neferler, yangın çıkacak da onu söndüreceğiz, derler.
Bu marifetlerden hesap vermesi lazım gelen İzmir valisi 24
Ekim'de bayrak çekilirken, İzmir halkının yüzüne acaba nasıl bakabildi?
.. 6/7 Eylül vukuatından vahim bir surette mesul olan Bay
Adnan Menderes'in hükümetin başından ayrılması lazımdır" .
C.M.P. GRUBU ADINA OSMAN BÖLÜKBAşı (Kırşehir) - " .
Muhalefet toplantılarını dağıtmak için vatandaşı dövmekte kullanılan
polis coplarırun harekete geçtiğine dair hiçbir haber gazetelerde
görülmemiştir" ...
BAŞVEKİL A.MENDERES - "... Tertiplenrniş nümayişler vakti
çoktan geçmiştir .... 'Bay Adnan Menderes'in eline bir de İdare-i
Örfiye geçti' buyurdular. Ben İsmet Paşa'nın elinden İdare-i Örfiye'nin
düştüğünü görmedim ... :'
Yeni Hükümet, tabiatıyla güvenoyu alır.

7 Eylül 2013 Cumartesi

6-7 eylül'den 5 gün sonra tbmm'de gerçekleşen oturum zabıtlarından bir bölüm

(kaynak: tarih ve toplum dergisi sayı :33)

MEHMET ÖZBEY (Burdur) - ...
Arkadaşlar; bu felaket yalnız ve yalnız komünistlerin plan
ve programları neticesinde vukua gelmiştir. Yıllardır sinsi sinsi
nöbet bekleyen komünistler bunu fırsat bilerek planlı çalışmalariyle
araya çapulcu ve yağmacıları da karıştırarak bu büyük
felaketi meydana getirmişlerdir.
Bunu öyle hesaplı bir zamanda yaptılar ki, dünya milletlerinin
İstanbul'da 58 milletin güzide mümessiIlerinin toplandığı'
bir sırada memleketimizden çeşitli intibalar alacakları bir zamanda
yapmışlar, milli şeref ve haysiyetimizle oynamışlardır. *
Fatih İstanbul'u fethederken; kimsenin malına, canına, ırzına
dokunulmamış, kiliseler yakılmamıştır. 500 sene böyle bir
felaket de görülmemiştir. Bu fecaat ancak ve ancak kanı bozuk
komünistlerin eseridir.
... biz bugün onları asmazsak, onlar yarın bizim ve Türk vatanının
idamını hazırlayacaklardır.
Onun için bu südü bozuklara merhamet etmek cinayet işlernek
demektir. ...
ALEKSANDROS HACOPULOS (İstanbul)
... Vukubulan müessif hadiseler hepimizce ve bütün dünyaca
artık malüm.
Mabetler ve kültür ocakları tamamiyle yıkılmış ve yakılmış
milyonlarca kıymetinde milli servetimiz mahvolmuş ve binlerce
masum ailenin mesken masuniyeti ihlal edilmiş ve korkunç
şartlar altında gece yarısı harbolmuştur ....
Matbuatın burada hissesi de vardır. Misal mi istiyorsunuz?
Geçen gün, yani ayın sekizinde Ulus Gazetesi'nde şöyle bir yazı
vardı: Kiliseleri Rum papazları yakmıştır. Bu olur mu arkadaşlar?
(Sağdan, hadiseden sonra sesleri) Evet hadiseden sonra.
... Arkadaşlar; bizi en fazla üzen maalesef itiraf mecburiyetindeyim,
memleketin emniyet teşkilatıdır. Bunu itiraf ta hepimiz
müttefikiz. Emniyet teşkilatı maalesef gafil avlanmış, maalesef
uyumuş ve belki de; dilim söylemeye varmıyor; bazı hadiselere
göz yummuştur. Misal söyliyeyim arkadaşlar; Büyükada'ya
gece yan sı beş on kayık' geliyor, içindekiler karaya çıkıyor.
Polisler bunları görüyor. Bunlar 200-300 kişi idi, silahsız,
topsuz, tüfeksiz kimseler. Polisle konuşuyorlar. Ondan sonra
Büyükada'yı tahribediyorlar. Hiçbir mukavemet görmeden gerisin
geriye dönüyorlar. Polis isteseydi 3,5 kayığı tutup bunları
fare gibi kapan içinde tutamaz mı idi? .
Taksim'in göbeğinde çapulcular Zapyon Lisesi'nin kapısını
zorlarken oradan süvari polisleri geçiyor. Hadiseyi görüyor, ne
yapıyorsunuz utanmazlar, diyor ve geçiyor gidiyor.
Daha mühim bir hadise benim evimde cereyan etmiştir. Benim
evimde cerayan ettiği için söylemek mecburiyetindeyim: Evimin
yanıbaşında polis karakolu bulunmaktadır. Bizi tanırlar,
anne ve babamı bilirler. Tahripçiler evin içine giriyor, evi tamamiyle
tahribediyor ve evirnin önünde duran silahlı jandarmalar
hiç müdahale etmiyor. Bu hadisede diyebilirim ki evim
değil, tahripçiler muhafaza edilmiştir. Babam ve annem 80 yaşındadır.
Yataktanaşağı atılmış ve gece yarısı, yatakları dahil,
her şey tahribedilmiştir. Başbakanlık Müsteşarı Salih Korur evimin
halini gözleriyle görmüştür ....
Sarf ettikleri cümleler de şunlardır; kırın, yıkın, mebusun evi-
Hani memleketin kanunları, hani vatandaşın emn\)'eti., nerede
masumiyet haklarımız? Hangi günler için bu kanunlar ve
haklar bize verilmiştir?
Yenimahalle'de bir eve çapulcular gireceği anda bir polis onlara.
yaklaştı ve daha erkendir, bir saat sonra gelin dedi. Buna
emniyet mi derler? Size binlerce daha misal verebilirim.
Sayın arkadaşlar, hemen hemen bütün evlere girenler şu cümleyi
kullanmışlardır; "Korkmayın sizi asıp kesecek değiliz. Buna
dair emir vardır. Yalnız evlerinizi tahribedeceğiz." Bu emri
verenler vardır. Kimlerdir? Bu iş hangi teşkilatın mahsulüdür?
... Eğer emniyet teşkilatımız ve zabıtamız beş im bin silahsız,
talimsiz, ellerinde yalnız sopa ile başıbozuk çeteciyi, polisi ile,
jandarması ile etrafında birçok askeri birlikleriyle ve motorize
kıtaları ile İstanbul'un göbeğinde bir iki saat zarfında bastı ramazsa
halimiz haraptır arkadaşlar. Daha büyük felaketler karşısında
ne yapacağız?
Sayın arkadaşlarım teşkilat tertipli idi, muazzamdı. İstanbul'-
da 74 kilise vardı. 70'i aynı zamanda yakıldı ve yıkıldı.
Sayın arkadaşlar, mezarlar açılmış, mukaddes ruhanilerimizin,
anne ve babalarımızın kemikleri çıkarılmış ve cesetler bıçaklanmış
ve yakılmıştır. Arkadaşlar bu rnübalağa değildir. Hakikat
ve vukuatın küçük bir cüz'ürıün ifadesidir.
Bazı ruhanilerimiz insafsızca dövülmüş ve aralarında öldürülmüşleri
de vardır. Her halde bu çirkin hadiseler birçok aksi
tesadüflerin birleşmesinden ve bazı yabancı tesirlerin altında kalmış
olanların takibettikleri malum menfaatlerin uğruna olmuştur.
Hepimiz kurban gittik.
BURHANETTİN ONAT (Antalya) - ...
Ağızlarda dolaşan tek bir şey var, şimdiye kadar emsali görülmemiş,
misli görülmemiş bir hadise imiş bu. Elbette görülmemiştir.
Son senelere kada! dünyada bolşeviklik mi vardı? Bu
hadise Türk milletinin eseri değil ki, şimdiye kadar Türk milleti
yapmadı da bugün neden yaptı diyesiniz? (Alkışlar) Haşa arkadaşlar,
ortada evvela gençliğin çok mukaddes ve asla zaıfa
uğratılmaması Iazımgelen ulvi heyecanının gölgesine sığınan melanetin,
sistemli, mektep mezunu, diplomalı komünist teşkilatı
vardır. (Bravo sesleri) ...
SİNAN TEKELİOOLU (Seyhan) - ...
Şimdi medeniyet seviyesinde birçok milletlerin üstüne çıktığımız
şu sırada bizi din ile, dinlerle mücadele eden insanlar vaziyetine
koyanları arayıp bulmak, demin bir arkadaşımız bu
idam sözüne kızmıştı. Ama ben de söyliyeceğim. Meclisin önünde
sehpaya çekmek bizim vazifemiz olmalıdır ....
HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER (İstanbul) -
Bu hadisede asıl hedef Rumiardı. Maalesef onlarla beraber
bazı Ermeniler de bazı Türkler de ziyan gördüler. Kör bir kasırga
bir taraftan estirilmiş, yerinden koparılmış ve neticede bu
hadise ortaya çıkmıştır. ... .
Şahsi kanaatim, Yunanistan'da ve burada kaleminin mesuliyetini
duymayanlar, insanlığın mesuliyetini duymayanlar tahrikler
yaptılar. İki milleti daima yanyana tutmak lazım iken ayırma
tehlikesi gösteren yollara saptılar. Gençlerin hepsi yetişkin
adamların, güngörmüş adamların olgunluğuna malik değildir.
... Hükümetimizden rica ediyorum: Çok genç zümrelere iç siyaset
ve dış- siyaset davalarını istedikleri gibi rrıünakaşa etmek
serbestisini vermesiııler. (Bravo sesleri)
... En doğru emelimiz, günün birinde bomboş Anadolu'ya,
60 milyon adamı barındırmak kabiliyetinde olan Anadolu'ya
bu ekalliyetin [dış Türklerin] gelip yerleşmesini istemektir.
DEVLET VEKiLİ VE BAŞVEKiL YARDlMCıSı PUAD
KÖPRÜLÜ (İstanbul) -
... Arkadaşlar şundan bundan, emniyet kuvvetlerinin zafiyetinden,
vaktinde haberdar olamadığından bahsettiler. Şunu söy
liyeyim ki, bu hadiseden Hükümet evvelce haberdardı. On~ gö
bazı tertibat da almıştı. Fakat bu hadisenin günü ve saatı mu
ayyen değildi ve bu bütün gayretlere rağmen adeta bir bas
şeklinde her tarafta birden tecelli etmiştir. ...
Komünistler derhal harekete geçtiler ve gençliğin vatanper

* Hatip, 12Eylül'de toplanan Milletlerarası Para Fonu ve Dünya
Bankası Kongresi'ni kastediyor. Daha kötüsü, olaylar sırasında,
İstanbul'da Beynelmilel [Mukayeseli] Hukuk ilimieri Kongresi
vardı; 15 Eylülde X. Bizans Tetkikieri Kongresi açıldı, 20 Eylül'de
de Milletlerarası Üniversiteler Derneği'nin 2. Genel Konferansı. Yine
O günlerde BeynelmiJelKriminoloji Polis Kongresi toplandı. -M.T.